YAZMAKLA DİRENİŞ

0

Nûn… Velkâlemî…

Acının ve kederin hiç taviz vermeden akıp gittiği şu hayat kasabasında cesurca yazmak ; temiz ve katıksız en büyük direniştir yaşayabilmek ve yaşatabilmek için…

Direnmek güçtür elbet; sevginin, emeğin, vefânın, hâl-i hâtrın belki nâmutenâhi özlemlerin istemsizce hebâ edildiği, temiz ama kirlenmiş ellerin her avuç aralayışında boşa çekildiği, özgüvenleri, izzet-i nefisleri taban yapmış kişiliklerin sürünceme yaşadığı, tutarsız hesapların gereksizce döndüğü, çocuklardan başka herkesin gülmekte zorlanabildiği, esasında kelebeklerin bile çocuklardan daha uzun yaşadığı bu dünyada zordur elbet direnebilmek…

Tahayyülâtın değersizce eridiği, para denen kağıt parçasının elin kiri olarak geçtiği, çoğu şeyin haykırarak ve konuşarak çözülemediği, tüm hissiyâtların tarifsiz kederlerle dağıldığı, bedenin ve ruhun serbestçe yaşama çabası verdiği, yalnız cebi dolu olanların saltanat sürdüğü, halel dolu sızıların tükenmeden kanadığı bu hayatta güçtür direnebilmek filhakika. Ardına bakmadan gidenin gittiği seferlerden dönemediği, bîteviye ızdırap ve endişelerin ruha işlenildiği, bebeklerin ölümüne karşı tüm dünyanın sarfınâzar ettiği ve daha nice kasvetlerin, buhranların, ye’sin, karanlığın gökyüzümüz üzerinden bir türlü dağılamadığı, kimselerin hesap verme korkusu olmadan ölçüsüzce umursamazlığın dayatılabildiği, savaşın artık katliamlara dönüştüğü, barış gölgesinin ise kardeşler arasında hanelere dâhî düşmediği, kimine göre şu özgür yaşam diye alışıla gelen kocaman coğrafyada ince bileklerimizle direnmek meşakkatli iştir görüldüğü gibi…

Haddince yaşamak nasıl güç ise, yaşarken direnmek; öylesine tutsak, öylesine çileli ve öylesine ecelsiz bir ölüm misâli…

Bu zorlu direnişte en etkili iş ise yazmaktır kayıtsız ve de hürce şartsız baştan sona. Yazmak; hayatı topyekûn sırtlanmak kadar. Yazmak; müptezel yaşantılara deryâdil biçimde sahip çıkmak. Yazmak; serdengeçti ve korkusuz, hakk uğruna savunma yapmak. Milyonlarca insanı, yüreğindeki o en saklı dehlizleri okşayarak fethetmek. Anlaması güç fikirleri idrak etmek ve say baştan ömrü yenilemek. Değil mi ki ilk yaratılan şey kalem. Ve değil mi ki yazılan ilk şey hasbelkader. Yazdıkça görülecek, dünya dönmesi gerektiği biçimde dönecek. Yazdıkça çıkmaz sokaklar birer kutlu mecrâlara açılacak. Yazdıkça yarılıp yeşerecek dağlarda ki en büyük direniş sembolü kardelen çiçekleri. Çocuklar büyüklerinin gözlerinde görecek merhameti de rikkati de sevmenin en ideâlini de…

Hayat o taviz vermediği sansıcını dindirerek akacak, sonsuz iklimlerin kucağına doğru. Uğurlayacak insanlar dargınlıkları kalplerinden. Kapı aralayacaklar, sevdanın pencere önlerine serpilen şavklarına karşı. Yazdıkça karanlıklar da aydınlığa çıkacak tutam tutam. Sûkut ise nefes nefes dağılır gibi. Kadın dedikleri saygıyı tadacak erlerin ellerinden. Er ise cenneti görecek annelerin hürmetli adımlarında. Yazdıkça koşacak iyilik, kötülük kalmışken yolların en ücra köşelerinde. Yazdıkça silinecek mâzi, ruhbanlı duruşuyla pervazlarımızda. Yazdıkça uçurtmalar doyasıya uçacak takılmadan suçsuz ağaçlara. Bir koyu mavilik alacak göğümüzü her yanımızı, açık bulutlu. Bu mavilikte kuşlar kadar özgür olacak yazdıkça insanlar da… Kanatsızda hür sahibi olmayı anlayacak ruhu prangalılarda… Yazdıkça ses verecek gecekondu çatısının gururlu gıcırtıları. Yazdıkça kifâyet edecek eldekiler, akla takılanlarsa göz ardı. İyiler kötüler kadar cesur, yok’luktan başka varlığı olmayan yoksullarsa, varlıklılar kadar doymuş olacak ama değil eli kapalı… Kaldırım yalnızlığının bir adı da arkadaş olacak, yanan lambaların o soğuk parıltısında. Yıldızlar turkuazın en uçuk tonunda yansıyacak camlara. Aynalarsa güneşi yansıtacak rutubetli duvarlara. Bir bir tebessüm edecek insanlar, kuşlar, ağaçlar, okyanuslar… Gökyüzü mutluluktan yağmuru ağlayacak ucu kırık saçlarımıza. Gâripler hükümdar olacak sevgisizliğin yitirilmiş saraylarına karşı… Hayat belki de uzayacak, kuşlar uçmaya devam ederken… Yazdıkça olacaktır behemehâl bütün yazılanlar. Ancak hakikat mürekkebine daldırdıkça diviti… Süsledikçe sâhifeleri doğru kelâmla. Noktaları haddince kondurdukça mekânlarına… Ve hoyrat yanımızı hiç fark ettirmeden cümlelere. Görkemli hecelere sevdirerek şahsi kimliğimizi ve ezeni ezmek için yontacağız kalemimizi…

Ne çok şey yitirmişiz biz insanlar yazmadıkça. Vakit varken, saatlerin pilleri tükenmemişken, zaman yazılana karşı sabır gösterirken ve avuçlarımızın içine alabilecek iken koca evreni, biz ne çok beyhûde geçirmişiz ki ömür iklimini… Bedbînce bakmışız boş kağıtlara… Halbukî yazabiliyorken aklımızdaki kaçık düşünceleri. Gönlümüzden geçeni tereddütsüz dillendirebiliyorken. Bir de ilhâm üflenirken cesaretimize. Bir de alabiliyorsak kalemi titrek ellerimizle. Demek ki bir vâveylâ kopmalıydı bağrımızdan öteye… Eyvallah demeliydik yaşadık zannettiğimiz geçmişe… Pürmelâldi çünkü hâl. Bu böylece biline…

Velhâsıl-ı Kelâm yazmak erdemliktir insanlıkta. Yazmak masum bir duruştur zulme karşı. Bir direniş, bir izâhattir kâinata. Saygıdır hakikate. Yazmak teslimiyetin adıdır. Ve yazmak en köklü devrim. Belki de beşeriyetin elleri ve parmaklarıyla yapabildiği en muazzam iyilik… Yazmalı insan; bir damlacık sudan yaratılıp, her şeyin üstesinden gelebilecek inancıyla. Yazmalı güç bela yaşarken taptaze dirilebilmek için. Bu zorlu savaşta insan yazmalı kalemini boş kelama tüketmeden. Direnmeli yazarak yaşarken zorlukların ötelerine hiç aldırış etmeden. Ancak bu olsa gerekti en büyük kurtuluş çâresi.Yazmalı ki; insanlar, insanların içinde, insana hasret kalaraktan yaşamasın…

Yazmalı ki insan mazlumların sessiz çığlığı, zalimlerin kör kulaklarında yankıya dursun. Hayatta kalma mücadelesi versin insan diğerleriyle de birlikte. Ve insan; yazmalı. İnsanca bir samimiyetle.

Yazan: Tuğba Önder

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz