SUDAN’DA YAŞAMAK: BİR SUDAN GÜNLÜĞÜNDEN

0

Bilmezdim bende kimseler gibi Sudan denildiğinde haritadaki yerini, Afrika da ki konumunu. Ta ki kader çizgim bu kara kıtayla kesişinceye kadar. O gündür bu gündür benim için bir ülkeden fazlası oldu; gurbetim oldu, vatanıma özlemim, şükrü ve sabrı öğrendiğim en büyük öğretmenim oldu. Önce Sudan’ı tanımakla başladım burada ki yaşantıma. Afrika’nın en büyük üçüncü ülkesi, halkın çok büyük kesimi Müslüman, üç mevsimin yaşandığı, iki nehrin kavuşmasına kucak açmış bir diyar Sudan. Uganda’dan doğan beyaz Nil, Etiyopya’dan çıkan mavi Nil, beyaz ve maviyi bırakmış, Nil olmuş Sudan’da. Hayat olmuş, şan olmuş.

Dolaysıyla Nil nehri önemini burada kazanmış. Öyle ki başkenti Hartum bile ismini Nil’in ince ve uzun olmasından, fil hortumuna benzetildiği için Arapça ‘Al-Khartoum’dan almış. Merkezi Hartum’da her şeyi bulabilir, her şeyi yapabilirsiniz ama merkezden iki saatlik bir mesafeye ulaştığınızda karşınıza sadece iki manzara çıkıyor: Gökyüzünün eşsiz maviliği ve yeryüzünün kavurucu kızıllığı.

Sudan da yaşamak, bir nehrin akış yönünün tersine kulaç atmak gibi biraz. Dili, dini, medeniyeti, insanları farklı bir ülkede, bir şekilde çaba sarf ediyorsunuz ve bir şeyler yapmak için uğraşıyorsunuz. Daha uçaktan indiğim an yüzüme vuran sıcaklıkla anlamıştım bu ülkenin hiç kolay olmayacağını. Olmadı da. Ama gözümün gördüğü, kulağımın duyduğu her şeyin beni hayat okulunda bir döneme atlattığını hissediyorum. Hiçbir şeye sahip olmamayı burada gördüm ben. Fakirlik demiyorum; yokluk, hiçlik. Ve bu hiçlik karşısında kendi sahip olduklarınızdan utanmak, kendi varlıklarınız altında ezilmek.

Bunun farkına vardığınız anda lüksleriniz yerini sadeliğe, hırçınlıklarınız yerini uysallığa bırakıyor. Yolda yanınızdan geçen çocuğun başını okşamak, tanımadığınız bir insanın samimiyeti karşısında eğilmek, aynı dili konuşmadan gülümseyebilmek, gülümsetebilmek sizin bir anda en büyük mutluluğunuz oluveriyor. Bir araba tekerleğiyle oynarken bile şen kahkahalarını duyduğunuz bir çocuğun karşısında nasıl şükretmezsiniz? Ya da evine götürebilmek için kilometrelerce öteden su bidonları taşıyan bir anne karşısında başka ne yapabilirsiniz?

İkliminin insanların tabiatını değiştirdiği bu ülke de, hava koşulları da sabrınızı sınıyor adeta. İnsanlarının hayatını tembelleştirecek kadar bir sıcaklık bu bahsettiğim. Rahatlığıyla tanınan bu yerli halk karnını doyuracak parayı bulduğunda, gününü kurtardığında, çalışmayı bırakır. Sakinlik, tabir-i caiz ise tembellik en büyük özelliklerinden. Öyle ki koşan birini göremezsiniz Sudan da. Ülkenin ekonomik durumunu kabullenmiş ve değiştirmek için çaba sarf etmemeyi yeğlemiş veya bunu değiştirmeye gücü olmayan bir halk.

Fakir ama mutlu insanların ülkesidir burası. Saatlerce oturup düşünmüşlüğüm vardır. Koca bir dünya. Bir taraf bu kadar hoyratça bolluk içinde yaşarken mutsuz, diğer taraf yokluk içinde bu kadar mutlu. Kim bilir belki de onlar da bizim halimize bakıp kendi hallerine şükrediyorlardır.

Sudan da yaşamak; bana değer katan, tecrübe katan, bir gün geri dönüp baktığım da iyi ki o insanları tanımışım, farklı kültürleri tatmışım, iyi ki o çocukların başını okşamışım diyebileceğim bir olgu şuan. Benden neler aldığını, benden neler götürdüğünü tartışmadan sadece buradaki tecrübelerime odaklandığım bir süreç. Gözlemlemek ve yazmak dışında bir şeyler yapabileceğim günlere özlemle…

Yazan: Büşra Günindi

NOT: Fotoğraflar Büşra Günindi hanımefendiye aittir. Instagram hesabından ulaşabilirsiniz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz