SONBAHAR

0

Hazan yani sonbahar, bir diğer tabirle de güz. Kelimemiz Arapça kökenli olup mevsimlerin en anlamlı olanına ad olmuş, mevsimlerin en hazin olanıyla hemhal olmuştur. Sonbaharın yeri ayrıdır biz insanoğlunda, ölüm, ayrılık ve acı mevsimi deseler de tefekkür ve farkındalık mevsimidir onun özü. Çıkarmamız gereken nice derslerle ve derin manalarıyla son da olsa bahardır sonbahar. Yeri başkadır, değerlidir ben gibi aciz bir kulun yüreğinde.
Hazan… El-Rezzak olan Yüce Sevgili’nin koca bir sene insanlara lütfettiği binlerce nimetinden yalnızca biri. Çiçeklerle, yemişlerle dolu ağaçların kuruduğu, yaprakların ağacından toprağına doğru bir göçe başlayıp sarardığı, tabiatın hüzne büründüğü, en başta da gönül kırıkları olanların mevsimi. Rüzgarı iliklerine kadar hisseder gibi olursun, her yere basışında yaprak hışırtıları eşlik eder adımlarına, o zaman anlarsın sonbaharın geldiğini. Artık doğa lisan-ı hal ile açmıştır ölüm bayrağını, hazan insanın yüreğinde elem ile yer etmiştir, aylardan en çok Eylül, mevsimlerden en çok da hazanla hemdem oluşu bundandır kulun. Ölümün farkına varıp tüm olan biteni hayranlıkla izlemek, sonucunda da bulunmaz bir nimet olan tefekkürle hemhal olmak şeksiz şüphesiz sonbaharın bir cihet-i lezzetidir. Kul, Rabb’inin kudretine ve vaatlerine daha iyi akıl erdirir, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığı günlerden utanır. Hazan ölüm kokar, ayrılık ve acı kokar derler. Sonu ahirete giden bir ölüm, sonunda Rabb’e ulaşılacak bir ölüm, bir fani dünya hayatından ayrılma ve tüm acıların kaybolacağı, mükafat yurdu olan cennet varken hazan sizce de vuslat kokmaz mı ? Sonbaharın derin manalarını özümsemek ve önümüze yeter ki biz düşünelim diye teker teker her şeyi seren Rabb’e yönelmek gerekmez mi?
Hazan… Tüm sözlükler bir kenara atılıp tanımlanacak olursa ders çıkarma, tefekkür etme, yönelme, hatalardan dönüp tövbe etme, affetme, af oluş ve vuslatın mevsimi… Düşünüyorum da belki İlkbahar gibi neşe, coşku ve eğlence vaat etmeyişindendir bu içinde bulunduğu sevilmeme durumu. Ne de olsa insanlar solan güzelliklere kanar, hüzün sonucu elde edilen mükâfattan habersizmişçesine talip olmazlar bu mübarek yola. Zora gelmez, dış güzelliklere kanar, bundan mütevellit de öze, hakikate erişemeden mağlup kadrosuna yazdırırlar adlarını. Oysa Hazan bir başka güzeldir, Hüvelbaki nidasını hatırlatır daima, güzelliklerin sonunu, fani dünyada aciz gurbetçiler oluşumuzu… Gaflet uykusundan uyanıp hakikatle yüzleşmemizin nişanesi ve ebedi âlemin habercisidir sonbahar.
Yahya Kemal yazdığı şu mısralarda ne de güzel anlatır sonbaharı;
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir;
Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.
Dünyânın ufku, gözlere gittikçe târ olur,
Her gün sürüklenip yaşamak rûha bâr olur.
İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu;
Bir başka mûsıkîye geçiş farzeder bunu;
Teslîm olunca va’desi gelmiş zevâline,
Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.
Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz bu ânda taş gibi kalbinde bir sızı:
Farketmez anne toprak ölüm mâceramızı.
Kelamımızı son cümlelerle ve dualarla bitirmemiz gerekirse; Esen rüzgarlar kalplerimizde manevi bir inşirah halinde yer etsin, etsin ki huzuru ve refahı bulalım tüm huzursuzluğumuzun içinde. Üzerine bastığımız anda hışırdayan her bir yaprak kalbini kırdıklarımızı temsil etsin, etsin ki düşman kalmayalım bu dünyaya, bu insanlara. Hazan bize tüm ahvaliyle, duruşuyla hiçbir şeye alışmamayı öğretsin, özellikle de bu geçici hayata. Öğretsin ki uhreviyetimize hazırlık yapalım bol bol. Ve sükûneti göstersin duruşuyla, göstersin ki söz gümüşse sükûtun altın olduğunu idrak edip hamuşluk nasip olsun. Yağan her bir yağmur da Yüce Sevgili’nin sonsuz rahmetini hatırlatsın, hatırlatsın ki umutsuzluğa düşmek nedir bilmeyelim. Ve kardeşlerim, kuşlar hep birlikte göç etsinler ve bize elbet bir gün topluca ahirete göç edeceğimizi de fark ettirsinler. Fark edelim ki her adımımızı Müslümanca atalım.
Bu arada, şunu da asla unutmayalım: ”Bizi bizden ayıracak şeyler değil, pektabii bir tutacak şeyler lazım gelir. Bizim tıpkı sonbaharda sürüler halinde göç eden, birlikte olup asla ayrılmayan kuşlar gibi olmamız gerek. Ve bizim Kalu beladan beri sahip olduğumuz tek bir kimlik, tek bir kod adımız vardır, o da Müslüman’dır!” Hem ne de güzel demiş merhum Erdem Bayazıt:
Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım Dallar meyveye dursun toprak tohuma dursun İnsan barışa dursun selama dursun zaman Sabır savaş zafer.
Adım: MÜSLÜMAN.

Yazan: Ece Nur Kaya

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz