ÖRNEK BİR DURUŞ; BABANZÂDE AHMED NÂİM

0

Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış ve özellikle gençlere bir rol model olan Babanzâde Ahmed Nâim. O, gerek şahsiyeti, gerek duruşu ve tüm samimiyeti ile bir devrin kapılarını gençlere açmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un hiç tereddüt etmeden ‘dostum’ dediği ve onu yetiştirenlerden biri olan Babanzâde Ahmed Nâim’i sizler için kaleme aldık…

Bağdat’ta doğdu. Babanzadeler’den Mustafa Zihni Paşa’nın oğludur. Galatasaray Sultanisi ve Mülkiye Mektebi’nde okudu. Bir ara Hariciye Nezareti Tercüme Kaleminde çalıştıktan sonra Maarif Nezareti Yüksek Tedrisat müdürlüğüne getirildi. (1912) Galatasaray Sultanisi’nde Arapça okuttu (1912-1914) ve Maarif Nezareti Telif ve Tercüme Odası üyeliğinde bulundu. (1914-1915) Daha sonra Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde felsefe, mantık, ruhiyat ve ahlak dersleri müderrisliğine başladı (1915); bu görevini Darülfünun’un lağve ilmesine kadar (1933) aralıksız sürdürdü. Bu tarihte üniversite yeniden kurulurken açıkta bırakıldı. Ahmed Nâim İstanbul’da 13 Ağustos 1934 Pazartesi günü öğle namazının ikinci rekatında secdede vefat etti. Mehmed Akif, “Naim’in vefat haberi üzerime dağ gibi yıkıldı” diyerek üzüntüsünü dile getirirken aynı zamanda onun kaybının büyüklüğüne de işaret etmiş oluyordu. Kabri Edirnekapı Mezarlığı’nda, dostu Mehmed Akif Ersoy’un mezarının yanındadır.

Sandalyede oturanlar sağdan sola: Fehmi bey, Şevket bey, Safvet Bey, Faik Reşat Bey, M.Akif Ersoy, Babanzâde Ahmet Nâim Bey, Ahmet Mithat Efendi, İzmirli İsmail Hakkı Bey, Müftüzade Ahmet Hikmet Bey, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Daniş Bey, Şehbenderzade Hilmi Bey. (1911 – Darülfünun Edebiyat Şubesi)

Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi bilen, Doğu ve Batı kültürünü tam manasıyla hazmetmiş olan Ahmed Nâim, Arap edebiyatından seçtiği parçaların tercüme ve şerhlerini Servet-i Fünûn dergisinde “Bedayiu’l-Arab” başlığıyla neşrederek yazı hayatına başladı. (1901) Edebiyat ve musiki dostu. Garp ilminin aşığı, fakat maddeciliğin amansız düşmanı bir felsefe âlimi idi. Velûd bir yazar değildi ama yazacağı konuyu Doğu ve Batı kaynaklarından inceledikten sonra kaleme alırdı. Taklitçi ve kuru bir mütercim olmayıp tenkit ve tercihler yapan bir düşünürdü. Özellikle tercümelerinde terimlerin tam karşılığını bulmak için büyük bir titizlik göstermiştir. Felsefe alanında değerli bir mütercim olduğunu, Georges Fonsgrive’in birçok terim ihtiva eden psikoloji kitabını İlmü’n-nefs adıyla Türkçe’ye çevirmekle ispat etmiş¬tir. Telif ve Tercüme Odası’nda üye iken de aynı hassasiyeti gösterir, kabul ettiremediği fakat doğru olduğuna inandığı terimleri kendi eserlerinde kullanırdı Tecrid-i Sarih Tercemesi’nde. Türk dilini kullanmadaki ustalığı yanında Arapça kelimelerin en uygun karşılığını bulmadaki mahareti de açıkça görülmektedir. Ahmed Nâim, maddeciliğe ve belli bir hizbe bağlılık gösterenlere karşı çıkarak onlarla mücadele ettiği gibi eski usulle Arapça öğretimine de cephe aldı. Ayrıca hadis okutma usulünün ıslaha muhtaç olduğunu ortaya koydu. Türk dilinin istiklâlinin korunmasına dair yazılar yazdı; ilmi terimlere dokunulmadan Türkçe’nin arındırılmasını ve üslubun sadeleştirilmesini savundu. Kendisine “Arapçacı” denmesine rağmen yazılarında Türkçe’yi ustalıkla kullandı. Hatta onun Mehmed Akif’le birlikte Asım Efendi’nin Kilmus Tercümesi’ndeki Türkçe kelimeleri seçerek bir Türk lugâtı yapmaya çalıştığı, ancak bu teşebbüsün yarım kaldığı da bilinmektedir. Ahmed Nâim, tarihi ve millet hatıraları övmenin insanı ciddi surette yanıltacağını ve hurafelere düşüreceğini savunarak Yahya Kemal ile yaptığı bir münakaşadan on yıl kadar sonra onunla karşılaştığında, Yahya Kemal’in deyişiyle, müminlere yakışır samimi bir üzüntüyle kusurunun bağışlanmasını dilemiş ve böylece onu hayretler içinde bırakmıştı.

Sağ başta Ömer Seyfeddin, Yahya Kemal, Rıza Tevfik, Abdülhak Hamid. Sol başta Ahmet Rasim, Babanzâde Ahmet Nâim, soldan altıncı Ahmet Haşim.

O, meziyetlerini gizleme, düşmanının bile değeri varsa o değeri tanıma, dostlarını onların gıyabında da sevme meziyetlerine sahipti. “Sormazsan malumatını söylemeyen”, “dinlemesini bilen”, “sözü senet teşkil eden” güvenilir adam özellikleriyle Mehmed Akif’in “ashaptan sonra en sevdiği kişi” olan Ahmed Nâim’in İslam’a bağlılığı tamdı. İlim ve irfan erbabı kimselerle sohbet etmekten çok hoşlanırdı. Kayınpederi Fatih türbedarı Ahmed Amiş Efendi’ye intisap etmişti. Şafii mezhebine mensuptu. İslam birliği ve kardeşliği konusunda çok titiz ve dikkatli olup bu birliğe zarar verme ihtimali bulunan her harekete karşı çıkmıştır. Türkçülük cereyanlarına Türk olmadığı için cephe aldığı ileri sürülen Ahmed Nâim, İslam birliği açısından sakıncalı bulduğu Arap İttihat Kulübü’nün isim ve kuruluşunu da tenkit etmiştir. Kavmiyet ve cinsiyet davası gütmeyi İslam’ın varlığı için kanser kadar tehlikeli bulmuş, bunu “yabancı bir bid’at”, “Frenk hastalığı” olarak nitelendirmiş ve bu davanın faydalı ve zararlı taraflarını Kur’an ve Sünnet’e dayanarak izah etmeye çalışmıştır.

KAYNAKÇA:
İslam Ansiklopedisi, yıl: 1991, cilt: 4, sayfa: 375-376, İsmail L. Çakan

Yazan: Furkan Tutar

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz