KAF DAĞI

0

Hayatımın her köşesine her bucağına o bilmediğim kaf dağının hiç görmediğim eteklerindeki evin genzimi hiç yakmamış dumanını çizdim elimde çok az kalmış birkaç yüzyıllık kelimelerle. Yorgun, sisli bir günün ardından bırakıyorum kendimi yatağa. Başucumda eski bir türkü çalarken ben uykunun peşi sıra rüyalar toplamaya başlıyorum. Anneannemin sesinden masallar okunuyor sanki, dinliyorum; Devleşti ruhum kafamın içinde. Göz kapaklarım dayanmadı; bıraktım güçten yoksun bedenimi hayalin gücüne. Harfler birleşip çaldı kapımı. Duygulardan bir kalem verdiler elime, yaz dedi batan güneşin ardından bir ses. Anılara takıldı gitti aklım, yazdıkça yazdırıyor mazi bana. Çok defa döndüm durdum bu sorunun başında; acıdan beslenmek nedir ey dost, kim yüreğine her doğruluğunda çelme takanı bu denli sever, kim mutluluklarını Zamanın Okyanusuna gömer de gözyaşlarını taze tutmak için Ateş’in altını her defasında daha da hırsla harlar, kimin içi bir paragrafa sol yanını en çok yakan kelimeyi bulup sıkıştırırsa rahat eder? Benimki eder ey can; benim içim işte o vakit rahat eder. Zamanın akmadığı bir güne gittim bir yanımda Zarif Adam Zarifoğlu diğer yanımda Erdem emsali Beyazıt… Asırlık bir çınarın gövdesine dayadık genç bedenlerimizi. Heyecan duyuyorum tüm benliğimle, yaşıyorum o anı inebildiğime derince. Dilimin tutulmasına izin vermiyor topluyorum vücudumun her yanınca dağılmış cesareti; ‘siz…’ Çıkıyor ağzımdan, ‘siz çok yaşayın efendi, öyle yazın ki bedenleriniz terk ettiğinde bu fani hayatı yazdıklarınız bakî kalsın. Siz İstanbul’sunuz, çok sevdiğim İstanbul. Sizler yazın ki okuyup deva bulalım. Her çağda merhem olun edebiyatın kanayan dizlerine. Bir yudum su olsun şiirleriniz, sözleriniz kuruyan dilimize. Mutluluğunuzu getirin bırakın yüreklerimize, üzüntünüzü, varoluşunuzu, kayboluşunuzu bırakın bizlere.’ Birazdan batar gün havası temiz dağların ardından ve akşam bastırır ezanlar eşliğinde. Doğruluruz usulca, uykuya geçecek toprağı rahatsız etmez gibi. Sokakları hiç uyumayan kentin, insanları uyanmamış boşluğuna bırakırlar beni iki koca yürek ve ben zamanı gelmişcesine gözlerimi açarım. Gördüğüm rüyayı gerçek sanar, gerçeğe aldırış etmeden yaşarım. İçine acılarımı, sevinçlerimi, bulabildiğime huzuru, sevgiyi, fazlaca aşkı, inancı, değerlerimi, söylediklerimi, düşündüklerimi, düşlediklerimi, ulaştıklarımı, sorularımı, belki cevaplarını kelime kelime dizdiğim bir şiir bulurum parmaklarımın arasında, eski bir parşömene nakşedilmiş. Kendime gizlediklerimi döker gözlerimin önüne en maddisiyle. Kulaklarımda birkaç nota çınlar cümleler akarken. Bir sabah vakti gün geceyi bastırırken dilimi damağıma mıhlayıp ettiğim dua yayılır bütün evrene. Kaçtıklarımdan kurtulurum. Durulur ritmini hiç bulamayan şah damarım. Doğrulur belim ve ben hayatımı izlerken nefes alırım. Anlar tüm insanlık kelimelerin iyi ettiği benliğimi. Başka türlü söylemez dudaklarım sevdanın yıllar kokan türküsünü. Ben sevmedim başka türlüsünü. Sevmedim şu zamanı; milenyum çağını, teknoloji kurbanlarını, renkli televizyonları, laçkalaşan duyguları, merhametin uğramadığı yürekleri, edebiyatın geçmediği sohbetleri, düşünmeye kısır beyinleri…

Bundadır bendime baş kaldırışım, kendimi bir kelamın içine sığdırmak isteyişim, isteklerimi küçültüp aksine büyütmeyişim. Yaşadığım hayat, kendi şiirim ve gördüklerim öğretti yazmayı, anlarım. Ben de yazarım. Tıpkı rüyamın ve yazmak için kapısını çaldığım dünyanın başkahramanları Beyazıt ile Zarifoğlu gibi dert değil deva olmak için yazarım. İnsanlar beni okuduğunda derin bir iç çeksin diye değil, içten bir oh desinler diye yazarım. Aşkı biraz olsun betimlemek, sevdaya cesaret olmak için yazarım. Bugünü yazmam, yarını yazmam, geçmişimi yazarım. Babaannemin dizlerinde uykuya daldığım gibi huzurla, gözyaşım her an göz pınarımda, derdim omuzlarımda, yüküm parmak uçlarımdayken rahatça yazarım.

Bir gün ben de onlar gibi bir yazar olmak için yazarım.

Yazan: Elif Bilgi

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz