İSTANBUL’UN GÖZÜ; FİKRİ BARUT

0

1974’ten bu yana İstanbul’un en güzel mekanlarından olan Eminönü’nde hem insanları fotoğraflayan hem de kuş yemi satarak hayatını sürdüren Fikri Barut ile çok anlamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Hayatı ve yaşadıklarıyla bize aslında bir çok nasihat vermiş oldu…

Fotoğrafçı olmadan önce ne yapıyordunuz? Sizi kısaca tanıyalım.

Ben Samsun’dan geldim. ilk gelişim Bomonti Şişli’de, çorap fabrikasında çalıştım. Burada da abimler, dayımlar falan vardı, geldim. O zaman 300 lira para kazanıyordum ayda, buraya geldim iki günde 200 lira verdiler bana ama o beni aşıladı ben de şeyi beğendim ama, mesleği beğendim.

Fotoğrafçılığı size kim tavsiye etti? Hikayesi nedir?

Abim. Abim buradaydı 67’lerde. Ben 74’te geldim buraya. Bana bir makine verdiler, o zaman Zenit diye bir makine vardı Rus malı sonra Retina kullanmaya başladım Alman marka. Şimdi değişik değişik makineler falan, hani demek istediğim deklanşörü ben 3 ayda zor öğrendim dilim dönmüyordu ama profosyonel oldum. Şimdi hangi makine olursa kullanabilirim. Sonra Polaroid çıktı 2001’de sonra ona döndüm. Hakikaten yani kuyruk oluyordu Yeni Camii’nin önünde resim çektirmek için. Yani 74’ten beri Yeni Camii’nin önündeyim. Ama şurada bir senedir yem satıyorum. Çünkü makineyi dijital aldım, ayak uyduramadım teknolojiye. Şimdi en son modeller çıktı. İnternetli telefonlar çıktı, beni tamamen bitirdi. Yani oluyor bunlar. Müşterim eksik olmaz. Beni seyredersen 8 dakika sürüyor, 8 dakikanın içinde anlatırım falan. Bir belgesel var. Orada diyor ki; FİKRİ BARUT’UN KARESİ BİTMEZ. DÜNYADA KARE BİTMEZ. MUTLAKA BİR KADRAJIN VARDIR, MUTLAKA BİR POZ YAKALAYABİLİRSİN. Anadolu ya çık, o çalışanları, eziyetleri, o verilen emekleri… Hoşuma gidiyordu, resim çekiyordum. O kadınların sırtına odunları yükleyip de bir de kucağında çocukla o şekilde. O Anadolu’nun insanı apayrı bir insan. Yani Doğu’nun da olsun Anadolu’nun da olsun ayırt etmiyorum hiç kimseyi. Düzen böyle yeğenim işte. Hayat mücadele. Bekardım şurada şimdi dört tane torun sahibiyim. Halen daha buradayım…

Kanlı bir paradan bahsetmiştiniz. Biraz da ona değinelim.

Eminönü’nde patlama olayı vardı 99 yılında. Ben onu değerlendiremedim. Demek ki nasip değil. Ben oranın 10 saniye geçmeden fotoğraflarını çektim. Buranın patlamasında. 7 ölü 121 yaralı. Ama o en son bağırsakları dökülen kişiyi, bak yemin ediyorum hala tüylerim diken diken oluyor. O bağırsakları dökülen kişiyi fotoğrafladım, kareledim. Ondan sonra şoka girmişim. 14 kare çekmişim ama gerisi hep boşuna gitmiş. O zamanlar 36 kareydi filmler. İnanır mısın ondan sonra şoka girmişim. O film benim elimden gitti. Olay üzerinden 3 gün geçmiş, salı günü olay oldu, cuma günü bana diyor ki, bir milyon vereyim karesine ama nasip değilmiş. Keşke değerlendirebilseydim diyorum ama demek ki o kanlı para bana nasip olmadı…

Sizce fotoğraf biter mi? Kareler biter mi?

Kare bitmez. Bir Anadolu ya çık, bir Doğu ya çık, nereye çıkarsan çık. Mutlaka karen vardır. Çekersin. Dünyada hiç bir fotoğrafçılık bitmez. Çok güzel de bir meslek benim mesleğim.

Gençlere tavsiyeleriniz olacak mı?

Gençlere tavsiyem; saygıyı hiç bir zaman için eksik etmesinler. Anne, bacı, kardeş ve hepsi. Doğusu, Anadolu’su bilmem neyi, hep bir kardeştir. Türk bayrağının altında yaşadığımız müddetçe. Elhamdulillah müslümanız. Ne olursa olsun ırk ayırt etmem. Ama herkesten saygı istiyorum, saygı bekliyorum. 10 yaşındaki, 11 yaşındaki çocuk, yapma yavrum diyorsun, kovalama çocuğum diyorsun, ‘sanane babanın kuşu mu’ diyor! Bizim gücümüze gidiyor bunlar. Ben 57 yaşındayım, inan ki o çocuğun kelimesi gücüme gidiyor. Demek istediğim, saygı, sevgi hiçbir zaman unutulmasın. Önemli olan bu…

Tarih: 14.02.2016
Yer: Eminönü / Yeni Camii
Röportaj: Aynişah Öğretici
Sunum: Semanur Dinç, Hayriye Sap
Fotoğraf: Zeynep Baydoğan, Hakan Şenbahçeli

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz