HUZURLARINIZDA MÜŞFİK KENTER

0
Türk tiyatro oyuncusu Müşfik Kenter. (1932-2012)

Güçlü bir hikâyesi var Müşfik Kenter’in. Kendisinden 3 nesil önce başlayan bir hikâye bu. Büyük dedesinin, dedesinin, babasının o mutantan, gösterişli, dolu dolu geçen hayatındaki yaşanmışlık sinmiş sanki ruhuna. Girdiği bütün rollerde kendini hissettiren başkalığın sebebi bu belki de…

Filmlerini, tiyatro oyunlarını izlemiş, sesiyle güç verdiği karakterleri görmüş, sesinden şiirler dinlemiş olanlara Müşfik Kenter’i anlatmak zor. Onun, en iddialı rollerde bile takındığı abartısız tavra yaklaşmak kolay değil zira. Ablası Yıldız Kenter’in ifadesiyle ‘Gâvur anayla sarhoş bir babanın‘ oğlu Müşfik Kenter, Türkiye’de yetişen en önemli tiyatro oyuncularından biri. Bir oyuncunun kıymetini, oyunculuk kalitesi belirler şüphesiz. Ustalığı herkesçe kabul edilen pek çok isim sayılabilir. Ancak her durumda Müşfik Kenter için ayrı bir bahis açmak gerekecektir.

2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde katıldığı bir söyleşide oyunculuğa başlayış hikâyesini şöyle anlatıyor Kenter; ”Benim oyunculuk yapmak diye bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Yıldız’ın vardı mesela. O, Halkevi’nde oynuyordu. Bütün amacı oydu. Ama ben, oyuncu olmayı aklımın köşesinden bile geçirmedim doğrusu. Bir gün ağabeyim ‘Sen de girsene lan konservatuara. Herkes giriyor’ dedi. O şimdi doktor ve Amerika’da yaşıyor. ‘Ya boşver’ dedim. Yıldız da ‘Haydi git bir bak’ dedi. Gittim baktım, sınavlara bir hafta varmış. Çalıştık, girdik.

Baba Ahmet Naci Bey, Yıldız Kenter’in tarifiyle ‘Rönesans prensi gibi yetiştirilmiş‘ bir adam. Varlıklı, aristokrat bir aileye mensup. Dedesi Bağdat kadısı, babası Galip Bey ayan azası. Çamlıca’da büyük, gösterişli bir köşkte yetişiyor. Aile, Robert Koleji mezunu oğullarını, iyi bir tahsil alsın diye İskoçya’ya, Glasgow’a yolluyor. Müşfik Kenter’in hikâyesi de orada başlıyor.

Diplomasi kariyerine parlak bir giriş yapıyor Ahmet Naci Bey. Lozan Konferansı yazmanlığı ve İsmet İnönü’nün özel kalem müdürlüğü vazifelerini yürütürken bir anda hayatı altüst oluyor. Yeni bir düzenlemeyle diplomatların yabancılarla evlenmesi yasaklanıyor. Oysa Ahmet Naci Bey daha İngiltere’de öğrenciyken ailesinin itirazlarını yok sayarak hayatını Olga Cynthia ile birleştirmiş. Bakanlıktaki görevinden istifa eden genç adam Ankara’ya taşınıp çocuklarını orada büyütüyor. İki kardeş, Yıldız ve Müşfik İngiliz dedelerinden aldıkları yetenekle, onun izinden yürüyerek oyuncu oluyorlar.

Müşfik Kenter bir yandan büyük bir ciddiyetle yapıyor işini. Öte yandansa komik buluyor. ”Yıldız’la çalışıyorum, gülüyorum. ‘Gülme’ diyor Yıldız bana. Hala gülerim. Oyunculuk bana hala çok tuhaf gelir, komiğime gider. Çok çalışır ederim ama çok fazla da ciddiye almam. Çok fazla ciddiye alınca başka türlü oyuncular çıkıyor ortaya. Sonradan onu keşfettim ben. Hiçbir zaman çok ciddiye almadım ama gerçekten çok çalıştım. Yine de, her zaman dalgasını geçerdim. Belki de o yüzden fazla kasıntı bir şey olmadım.

Canlandırdığı karakterle sinema tarihinin unutulmazları arasına adını yazdırdığı ‘Sevmek Zamanı‘, 1965 tarihini taşıyor. Boyacı Halil’in bir kadın resmine duyduğu aşk anlatılıyor filmde. Müşfik Kenter’in usta oyunculuğu sayesinde Halil, Meral ve Meral’in portresi arasında yaşanan üç kişilik bir aşk izliyoruz filmde. Hayal kırıklıkları, acısı hala taze gönül yaraları, güvensizlik ve tutkuyla örülü bir hikâye ‘Sevmek Zamanı‘.

Tiyatro disiplini ile yetişen Kenter, Metin Erksan’ın çalışma tarzından dolayı zor günler geçiriyor çekimler boyunca. Bizim severek izlediğimiz film, aradan yıllar geçse de hoş anılar hatırlatmıyor ona. ”Her sabah 5’te kalkıp adaya gidiyorduk. Sema Özcan’ın, akşam 6’da oyunu vardı, ki anlaşma yaparken bunu biliyorlardı. 6’daki oyuna gitmesi için de 2 vapuruna binmesi gerekiyordu. Gidiyorduk, Metin Erksan bütün sabah dolaşıyor dolaşıyor, öğlene doğru çalışmaya başlıyor, Sema 2’de vapura gidince de, sanki bilmiyormuş gibi, küfür etmeye koyuluyordu.

Aynı sene önce Tunç Başaran’ın ‘Murtaza‘ filmi için ardından da Haldun Dormen’in ‘Bozuk Düzen‘ filmi için yeniden kamera karşısına geçiyor. ‘Bozuk Düzen‘deki rolüyle ‘Altın Portakal‘a layık bulunuyor. Usta sanatçının yeteneğini konuşturduğu bir diğer filmi, Memduh Ün’ün çektiği ‘Üç Arkadaş‘. 1971 yapımı filmde Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır ve Halit Akçatepe’yle birlikte rol alıyor. Fotoğrafçı Artin Dartanyan, niyetçi Murat ve ayakkabı boyacısı Mıstık’ın kör bir kıza umut oldukları sıcak bir Yeşilçam hikâyesi anlatıyor film.

1987 yılında Atıf Yılmaz’ın çektiği ‘Hayallerim, Aşkım ve Sen‘de Hayati rolünde görüyoruz usta oyuncuyu. Filmin ana karakterleri Derya Altınay (Türkan Şoray) ve Coşkun (Oğuz Tunç). Ancak hayallerinin boşluğunda boğulmakta olan Coşkun’u gerçekliğe bağlayan Hayati, varlığıyla genç adamın, oyunculuğuyla ise filmin kaderini belirliyor. Vefatına kadar sahneden inmeyen usta oyuncunun son filmi, 1993’te Tevfik Başer’in ‘Elveda Yabancı‘sı. Sinemayı çok sevmemesine rağmen canlandırdığı karakterlerle onunla aynı sahneyi paylaşamayan meslektaşlarına oyunculuk dersi veriyor sanki. Ve izleyici onca detay, abartı, görüntü kalabalığı arasında gerçek bir oyuncu izleme zevkini elde ediyor.

Akciğer kanseri nedeniyle hastaneye kaldırılan Müşfik Kenter, 15 Ağustos 2012’de Şişli’de bir hastanede yaşamını yitirdi. Son sözlerinde bile bizlere ders vermişti; ”Bütün dünya bir sahnedir. Ve kadın, erkek, herkes sadece birer oyuncu. Sıraları geldikçe ya girer, ya çıkarlar.

Hazırlayan: Ayşe Adlı
Düzenleyen: Furkan Tutar
Kaynak: Türk Sinema Araştırmaları (TSA)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz