HASRET

0

Ömür dediğin ne ki, nereden baksan yüz gün ya var ya yok. Ve nereden baksan hepsi hasret. İnsan bu ya sabah olur akşama hasret, akşam olur sabaha. Yazın kışa, kışın yaza. Yağmur güneşe, bulut toprağa hasret. Ana evladına, evlat sılaya hasret, bir yuvaya hasret. Kardeş kardeşe, göz göze, kalp kalbe hasret. Sana hasretim diye fısıldasa bir ses, aynı ses her bir kulağa, dünyadaki milyar kulağa, milyar kulağın zihninde trilyon ayrı ışık yanmaz mı? Şimdi gözlerini kapat ve ‘sana hasretim’ de, kimleri görüyorsun? Söyle!

Yüz gün de olsa, ömür dediğin ne ki. Bugün var yarın yokuz. Ölümlü dünyaya yabancı birer sarhoşuz. Doğru-yanlış, iyi-kötü ve özlenen ne varsa her şey önümüzde lakin aciziz hakikati görmekten. Gözlerimizi ıslatan, yanaklarımızdan süzülüp çenelerimize uzanan oradan aşağı bir çağlayan olup akan nehirlerin membası işte bu sarhoşluğun acısı. Bir şeyler görüyor ve bir çok şey duyuyoruz elbet. Görülenler mat, duyulanlar uğultu ise ne yazık ki sarhoşuz. Ne zaman biter bu hasret ve ne zaman açılır bu gözlerin karanlığı? Gönül gibi eşsiz bir ışığa sahip insanın bu körlüğüne ne çare?

Gönül değil mi dünyanın ışığı, hasretlerin odağı. Her şeyin var olduğu, her şeyin yaşandığı yer değil mi gönül? Yaratılanların en büyüğü, Mevlanın yegane ziyaretgahı değil mi gönül? Her şey gönülde başlayıp her şey gönülde bitmez mi? Varlığın sınırları, yokluğun kapıları, önünde eğilmez mi?

Gönül denize akarken göz, gökyüzüne uçarsa kırılır kanatları. Göz, gökyüzünde iken gönül dalamaz derinlere. Ya aynı yere gidecekler ya bir noktada durup ah edecekler. Zira gönül ve göz bir noktaya yönelmedikçe ve hayata birlikte yön vermedikçe bu sarhoşluk son bulmaz.

Yazan: Abdussamed Işık

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz