GÖZLERİNDE BİR TUTSAK

0

Kainat derin bir kuyu misali, bazıları için Kevser havuzu diğerleri için ise kocaman bir bataklık. Aslında kainat içinden içmesini bilene şerbet, bilmeyene ise zehir. Etrafıma bakıyorum da, herkes bir savaş ve bir mücadele peşinde. Herkesin bir davası, herkesin bir sevdiği var. Bilhassa yazılan onlarca mektubu yetim ve koştukları her davayı yarım bırakanlara hüzünleniyorum. Hayatın bu sonu gelmeyen telaşı içinde, dostuyla karşılaştığında onu tanıyamaz hale gelen insanlara ise, empati duyamıyorum. Halbuki bizler küçükken kimsenin görmediğini bildiğimiz halde uçaktakilere el sallardık, ne oldu da canımızdan, kanımızdan olan insanları tanıyamayacak hale geldik? Bu anlatmaya çalıştıklarıma inanamıyor iseniz, kendi gözlerinizi şahit edebilmek için bir havaalanına veya tren garına gitmeniz yeterli olacaktır.

Ellerinde kocaman valizleriyle, üzerlerinde son moda smokinlerinin paçası katlanmış adamlar, elbiselerinin ütüsü bozulmasın diye çocuğunu kucağına almak yerine, evladının eline son model akıllı telefonunu tutuşturan anneler. Ne kadar da hafife almaya başlamışız “Cennet annelerin ayaklarının altındadır” Hadis-i Şerif-ini. İşte göreceğiniz manzaralarda tam olarak böyle. Ama belki bir tevafuk gerçekleşir bir köşede elinde yardım değneği ile ilerlemeye çalışan, bu hayatı bizim kadar renkli göremeyen insanlara rastlarız.Belki onlara bakınca olur ya hani, görebildiğimiz için şükür ederiz. Ardından onların ellerinden tutar onlara birer çift göz oluruz. Veyahut elli yılı aşkın evlilikleri olan yaşlı bir çift görürüz, yüzümüzde bir tebessüm yer alır.

Onların yüzündeki kırışıklıkları saymaya kalkışırız, fakat bir türlü bitiremeyiz saymakla.Suretleri çok sevdiğimiz bir romanı anımsatır, hani şu hikayenin sonunu okumak istediğimiz fakat bitmesini dilemediğimiz türlerden. Tahminimizce yüzlerinde ki kırışıklıkların sayısı edindikleri hayat tecrübesinin sayısına denk gelir. Mamafih, bu kadar derine inmeyen ve tehlikeler üzerinde yüzmeyen derdi sadece oyuncakları olan çocuklar var bu hayatta. İyi ki var onlar, lakin onlar olmasaydı bu hayatın yaşam akışı çok daha farklı olurdu. Bazen hepimiz geri dönmek istiyoruz çocukluğumuza, yada evlilik çağına gelmiş evlatları olan anneler der ya hani “Keşke çocuk kalsalarmış” işte o “Keşke” geri döndürmüyor bizi azizim, üzgünüm. Çünkü çocuk olmak, içinde barındırdığın o masum duyguları bir arkadaş bir dost bilmektir.

Bazen ise onları bir ağabey veya bir abla olarak görebilmektir. Çocuklar sımsıkı tutarlar sevdikleri şeylerin ellerinden. Hatırlamıyor musun sen de öyleydin; Annen istediğin oyuncağı alana kadar mücadele ederdin. Ağlardın kendini yerden yere atardın, kaçar saklanırdın veya tüm dikkatleri üzerine çekmek için sanki bir yangın çıkmış gibi, insanları olay yerine davet eder gibi etrafına toparlamayı başarırdın. Ama sonun da istediğini elde ederdin. Peki şimdi seni sonuna kadar mücadele etmekte alıkoyan şey nedir? Sence şimdi ki mücadelelerin çocukken sahip olmak istediğin bir oyuncak kadar değerli değil mi? Veyahut bu kainatta mücadele edebileceğin herhangi bir şey mi göremiyorsun? Velev ki öyle, yanılıyorsun dostum. Otur düşün, anla ve anlat. Ebeveynlerinin aslında çocukken sana istediklerini alma sebepleri ise, senin o oyuncakla mutlu olabileceğini geç de olsa idrak edebilmeleridir. Diyor ya zarif şair Cahit Zarifoğlu, ”Küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye, ya mutluluğa?” Çok sık dile getirilir mutluluğun küçük şeyler de saklı olduğu.

Madem öyle ise bizler neden onu yakalayamıyoruz? Belki de o yoğun trafikte yolda karşıdan karşıya geçerken yardıma ihtiyacı olan o kişi bizizdir. Sonuç itibari ile insanoğlunun gözü zalim kapitalizm tarafından kör edilmiş aynı şekilde yükseklere yönlendirilmiştir. Hayallerimizde kendimizi ufak paçasından odun kokusunun bütün şehri sardığı evlerde değilde, binlerce metre yükseklerde olan otellerde buluyoruz. Halbuki mutlu olabilmek için bir gökdelene veyahut sonsuzca mal varlığına ihtiyacımız yok, bunları biliyoruz. Halbuki mutluluk bizlerde saklı, bizim gözlerimizde ve bizim bakış açımızda. Yani mutluluk bizler de gizli, bizlerin perspektifinde. İster yarım bardak suyun sana ve iki kişiye daha yeteceğini düşün. İstersen de o yarım bardağın sana bile zar zor yeteceğini düşün. Fakat unutma dostum; Belki mutluluk çok derinlerde belki de dilimizin ucunda. Dostum, mutluluk sende bilhassa senin gözlerinde saklı. Mutluluk tutsak olmuş gözlerinde, bırak da kanat çırpsın artık. Aslında çok da uzağa gitmiş olamaz, bak işte orada, tam da göz bebeğinin üzerinde. Ona seslenme vakti sende: Ey mutluluk elma dersem çık, armut dersem çıkma. Elma…

Yazan: Şeyma Kul

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz