GERÇEK BİR DÜŞÜNÜR; ROGER GARAUDY

0

Garaudy, 20. yüzyılın büyük bir filozofudur. 1913’te işçi bir aileden dünyaya gelen Garaudy, siyasî ve sosyal mücadelesine protestan inanışına sahip bir militan olarak başlar. Protestan inancı taşıması, kendisinin 1933’te Komünist Partisi’ne girmesine ve parti içinde yıldırım hızıyla yükselmesine engel olmaz.

Müslüman askerler onu kurşuna dizmeyi reddetti…

1939’da askere alınınca, Vichy hükümetinin Kuzey Afrika’daki kamplarına sürgün edilir. Vichy rejimine karşı o kadar sert bir tavır takınır ki bu yüzden idama mahkum edilir. Ama Müslüman askerler kendisini kurşuna dizmeyi reddeder. Önemi daha sonra kendisini gösterecek olan esaslı bir olaydır bu. 1945’te Merkez Komitesi üyesi olunca önce Tarn’dan milletvekili seçilir (1945-1951), sonra Seine milletvekili (1956-1958) ve son olarak Paris’ten senatör olur (1959-1962).

Marksist İnceleme ve Araştırma Merkezi müdürü iken, yıllarca Komünist Parti’nin resmî filozofluğunu yapar. 1970 Haziran’ında Sovyetlerin Prag’ı istilâsını protesto etmesinin ardındansa Parti’den ihraç edilir. Derken komünist idealinden vazgeçmeksizin Katolikliği benimser. Hatta Hristiyanlık’la marksizmin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu düşünür ve kendisini kurtuluş ilahiyatlarına çok yakın hisseder.

En mükemmel analizleri estetikle alakalı…

Garaudy, eserlerinde, zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki uçurumun altını çizerek ve “piyasa tektanrıcılığı”, batı toplumunun kâr ve ‘cangıl bireyciliği’ peşinde dizginsizce koşuşunu yerden yere vurarak, 20. yüzyılın önemli hadiselerinin çoğunu gündeme getirmiştir. Fakat en mükemmel analizlerini estetiğe ayırmıştır. 1974’te yayımladığı Geleceği Müjdeleyen 60 Eser gerçek bir şaheserdir. O kitapta büyük sanat eserlerinin, her dönemde, insanın çevresiyle, diğer insanlarla ve Tanrı ile ilişkilerini gözler önüne serdiğini ortaya koyar.

1982’de eski ideallerine sırt dönmeksizin İslâm’a girer. İslâm, diğer ikisini “kendisinde toplayan” ve vahyi tamamlayan bir dindir. Garaudy, aynı zamanda “ezilmiş”lerin ve daha önce hayatını kurtarmış olanların tarafında olmak ister. İspanya’da, Kurtuba’da kendi vakfını, Roger Garaudy Vakfı’nı kurdu. Senegal’in eski cumhurbaşkanı Senghor’la birlikte Gorée adasında Değişimciler Üniversitesi (Universite Des Mutants Espace Diasporas)’ni de kurdu.
1966’da, kendisine dava açılmasına ve medya tarafından linç edilmesine yol açan İsrail, Mitler ve Terör kitabını yayımladı.

Komünizm idealine doğu ülkelerindeki rejimler tarafından ihanet edilmiştir…

Peygamberî bakış açısının hatırlatıcısı…

Ona göre, biz küçük çocuklarımızı kendi elimizle öldürüyoruz: İlerleme modelimiz yüzyıllardır biriktirilmiş bir zenginlikler jenerasyonunda saçıp savruluyor. Bu politika, 3. dünya ülkelerindeki 50 milyon insanın açlıktan ölmesine sebep olur. Amerika ve Fransa’da askerî müdahale güçleri ortaya çıkar ki bu kriz, nükleer krize, toplumumuzun ve ideolojilerinin uyum sağlamamasına sebep olur. Bu durum bir medeniyetin asla ilerlemesine izin vermeyen ciddi bir durumdur. Roger Garaudy, 5000 yıllık geçmişin bilincinde olup; İslam, Latin Amerika, Afrika, Asya medeniyetlerinden müteşekkil evrensel bir diyalog taraftarı olmuştur. İslamî bir sosyalizmden bahsetmenin yanında, en güzel peygamberî bakış açısının hatırlatıcısı olmuştur.
Ona göre, mutlu bir gelecek, batılı olmayan kültürlerdeki insanın bütün açılardan geliştirilmesine bağlıdır. Hayatı anlamak, öncelikle onu bütünlüğü içerisinde kavramayı gerektirir. Garaudy, bu tezini Pour un Dialogue des Civilisations (Denoël, 1977) ve Appel Aux Vivants (Seuil, 1979) adlı kitaplarında geliştirecektir.
Çin ve Japon dinleri insana, Büyük Bütün’le diğer elemanların füzyonunu öğretir. Taoizm, kavrayışa dair bir bilgiyle doğa ve insanın birliğini seyredişin evrensel ilkede sindirimini gerekli kılar.
Song dönemindeki Çinli ressamlara göre (960’dan 1279’a kadar), doğa, efendiye dönüşmüş durağan bir madde değildir. Doğa, hayatın hareketiyle canlanan bir Bütün’ü şekillendirir. Bu Bütün; dağları, ırmakları, ağaçları kapsadığı gibi kayaları, kuşları da kapsar. İnsan bu sonsuz döngünün sadece bir momentidir. Resim, Zen deneyiminin bir aracıdır. Bizim Rönesans tablolarımızın aksine, ressam bir oyunu temsil etmeye uğraşmaz, o doğanın ruhunun bir haliyle iletişim kurmaya çalışır sadece.
Afrika sanatı da görünmez olanı görünür kılmaya çalışır. Yunan sanatının aksine, Afrikalı sanatçı, deneyimini Büyük Bütün’den hareketle yapar. Örneğin bir maske öncelikle bir enerji yoğunlaştırıcısı olarak değerlendirilir. Kuvvetin kaynağı: Doğa, Öncekiler ve Tanrılar’dır. Afrika yapıtları seyir için değildir. Onlar ritüellere katılım nesneleridir. Örneğin Afrikalıların maskeleriyle dans ettiklerinde, bütün toplulukta olan bir enerjiye sahip olabilirler.
Müslüman sanatının, Garaudy’nin bahsettiği Afrika, Çin, Japon sanatlarıyla benzerlikleri bulunmaktadır: ‘Sign’i açığa çıkarmak için anlamadan kaçınmak. Dünyadaki İslamî anlayış realist temsilde ısrar etmez. Ona göre, bütün imajlar, inanan kişinin ‘Tanrı’yla bir olmaya’ götüren ibadetlerinde ortaya çıkar. Bu, tıpkı camilerin Kur’an ayetleriyle dekore edilmesine benzer. Kaligrafinin gelişmesi de İslam’ın bu karakteriyle (Kutsal bir metin ve Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği, Kelam’ın etrafında konumlanan bir din) açıklanır.

KAYNAK: dunyabizim.com
SÖYLEŞİ: Sümeyye Sel / Prof. Luc Colles

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz