FRANSIZ EMPRESYONİST RESSAM PIERRE-AUGUSTE RENOIR

0

Fransız Empresyonist Ressam Pierre-Auguste Renoir, 1841 yılında Fransa’nın porselenleriyle ünlü kenti Limoges’da doğdu. Annesi ve babası terzilikle uğraşan ressamımız, dört yaşındayken Paris’e yerleşti. Ailesi Pierre-Auguste’un sanata olan ilgisini fark etmiş ve bu yolda evlatlarını geliştirmeye çalışmıştır.

Ben bu yazımda sizlere ressamımızın biyografisinden değil resimlerinde bolca karşılaştığımız kadın figürlerinden ve aslında toplumsal hayatında kadınlara verdiği değer arasındaki uçurumdan bahsedeceğim.

Renoir, arkadaşları ve ailesi içinde genel olarak sevilen biridir. Toplum, dostları, kadınlar gibi konulardaki sert tavırlı eleştirileri bazen haddini aşabiliyordu. Mesela, Charles Baudelaire’in meşhur kitabı ‘Kötülük Çiçekleri’ eserini hiç sevmemişti. Aslında sevmemesinin altında yatan sebep Yahudilere karşı önyargılı olmasından kaynaklanıyordu. Yani ressamımız antisemitistti. Ayrıca Gauguin’in resimlerini hiç beğenmediğini, çizdiği kadın figürlerinin anemik göründüğünü her fırsatta açıkça söylüyordu.

Ressamımız, tuvallerine yansıttığı zarif, çekici, romantik kadın figürleriyle herkesi kendine hayran bırakırken “kadınların ressamı” olarak ün kazanmıştı. Fakat ufak bir problem vardı. O, kadınların toplumdaki yerlerini, hadlerini bildikleri zaman güzel gözüktüklerine inanıyordu. O dönem yeni yeni ortaya çıkmakta olan feminist düşüncelere tamamıyla karşı çıkıyordu.

Buna zıt olarak aşağıdaki resimde Comedie-Française’de oyuncu olan Jeanne Samary, Renoir’ın çok sevdiği bir arkadaşıydı. Samary toplumda sevilen, başarılı bir oyuncuydu. Ressamımız fırsat buldukça onun resmini yapmaktan hoşlanırdı.

Renoir’a göre kadınlar adına en kabul edilebilir meslek şarkıcılık ya da dansçılık olabilirdi. Yakın arkadaşı ve ünlü ressamlardan olan Degas ile birlikte kadınları aşağılayıp, kötü sözler sarf ediyorlardı. Mesela Renoir, kadınların annelik ve temizlik yaptığı zaman mutlu olacağına inanıyordu. Kadın bir avukatın çalıştığını duyduğunda verdiği tepki şu şekildeydi:

“Yatağa bir avukatla girdiğimi düşünemiyorum. Kadınları en çok okumayı bilmedikleri, çocuklarının altını temizlediklerinde seviyorum.”

Aslında döneminde kadınlara karşı takınılan tavır çoğunlukla aynıydı fakat ressamımızın farkı bunu sesli bir şekilde girdiği ortamlarda dile getirmesiydi. Çok büyük bir ikilemin içindeydi. Sanat ve entelektüel düşünce olarak modern ve ilerici düşünürken, kadının toplumdaki yeri konusunda gayet gelenekselci bir tavır takınıyordu.

Dilerseniz birkaç resmine yakından bakalım:

İzlenimci ressamımız Renoir, bu resminde de etkilendiği akım gereği canlı ve parlak renkler kullanmaya devam etmiştir. Figürler ve kompozisyon olarak klasik değerleri tam anlamıyla yansıtmıştır.

Eleştirmenler tarafından Renoir’ın en başarılı eseri olarak kabul edilen tabloda İzlenimcilik’in önemli kişileri bir aradadır. Ancak ressamımız için en önemlisi solda kırmızı şapkası olan, tuttuğu köpeği seven, ona öpücük gönderen genç kadındır. Etrafındaki kalabalıktan uzak, kendi hâlinde köpekle ilgilenen zarif kadın Renoir’ın yeni tanışıp etkilendiği, ilerdeki eşi Aline Charigot’un ta kendisidir.

Bu resim Renoir’ın İzlenimcilik’le özdeşleşmesini sağlamıştır. Çoğu resminde erkek figür olarak kullandığı kardeşi Edmond, bu resimde de karşımıza çıkıyor.

Mouli de la Galette, Paris’te döneminin bekâr işçilerinin eğlenmek, flört edinmek, kafa dağıtmak için gittikleri popüler bir mekândı. Bu resimde de o eğlence anlarından birini görüyoruz. İnsanların heyecanları, kalabalığın telaşı günümüzde bile hissediliyor.

Ünlü Fransız yazar Alphonse Daudet’nin eşi Julia Allard, yazar ve şairdi. Kadınların meslek sahibi olması konusunda geleneksel fikirleri savunan ressamımız bu resmini sipariş üzerine hazırlamıştır.

Yazan: Elif Kümbetlioğlu

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz