FARENİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

0

Her an peşimdeydi. Benim onu kovalamam gerekirken, minicik bedeniyle her gece yatağımda korku tohumlarını ekmekle meşguldü. Kendi yatağım, kendi bedenime sığamaz hale gelmişti. Oysa tam bana göreydi verniksiz yatağım.

Pamuk prenses daha yirmi beş yaşındaydı. Küçük partilerde karşılaşılan tiplerdendi. Keyifli bir dansın ardından evime davet etmiştim. O narin ellerini bana teslim etmişti. Birer kadeh yıllanmış şarabımızı yudumlarken, kulağımıza ilk anda tıkırtıları gelmeye başlamıştı. Kedi olduğundan emin bir şekilde, sohbet etmeye devam etmiştik.

Ardından gelen minik adımlar. Yakalandın farecik. Evet fare efendi. Derken pamuk prensesten gelen korkunç çığlık. Alice harikalar diyarındaki keyifli gezim burada son buluyordu. Daha tüm şekerlerin tadına bakamadan biten rüyalar…

Apar topar pamuk prensesimi evine bırakıyordum. Evdeki savaş ise şimdi başlıyordu. Fare yakalamada uzmanlık yaparak, gönlümü kazanan azmanı evimin tam orta yerine salıyordum. Azman için bol ödüllü bir yakalamaca oyunuydu. Etrafta koştururken, bir yandan da süt ve mama molası veriyordu azman beyimiz. Başarısız geçen operasyonun ardından, şişmiş göbeğiyle kedimiz uykuya dalıyordu. Adeta kendimi yatak odama kilitliyordum. Yorgunluktan içim geçmiş olacak ki uykuya dalıyordum.

Rüyayla, gerçek arasında koşturuyordum. Tekrar kapandan kurtulmanın vermiş olduğu öz güvenle, gönül rahatlığıyla bana nanik yapıyordu. Vur kaç taktiğiyle, tek hamlede burnumdan bir parça alıyordu. Kuyruğundan yakaladığım gibi balkona fırlatıyordum. Hiç bir şey olmamış gibi evin içerisinde koşturmaya devam ediyordu. Ayağıma yaptığı hamle sonrasında yataktan sıçrayarak uyanıyordum. Elimi yüzümde gezdirdiğim anda bir eksiklik vardı ve ben hissediyordum.

Bir tek banyoda olan aynayla göz göze geliyordum. Karşımda gördüğüm yarım burunlu adam bendim. Rüyalarımla yüzleşme evresini atlattıktan sonra öfke krizine giriyordum. Bu ev ikimiz için fazla küçüktü. Ya fare yada ben, ikimizden biri bu evden gidecekti.

Peki neden benim burnum? Asıl beni şaşırtan, insanlar fareleri evlerinde besliyordu. Üzerine para verseler bile, hayatta yapacağım son şey fare beslemek olurdu. Evin her yerine kapanlar kurmaya başlıyordum. Kapanın içerisine de, sabah kahvaltılarımın vazgeçilmez parçası olan, mandıradan tazecik alınmış tulum peynirimi yerleştiriyordum. Derken ayağımda bir acı hissediyordum.Kendi kurduğum kapana bastığımı düşünürken, farenin ağzındaki baş parmağımın tırnaksız bölümünü görüyordum. Tabiat bana yeni bir savaş ilan etmişti. İhtiyacımız olan ateşkes idi. Ama fare kendi kaşınıyordu. Ona bulaşan yoktu. Unuttuğu şey, bu gezegeni insanlar yönetiyordu ve patron da bendim. Tabi evde benimdi. Haliyle gitmesi gerekende oydu.

Sanki ölümsüz bir fare…

Günler günleri kovalarken, faremiz evdeki mobilyaları da kemirmeye başlamıştı. bu gidişle uyuyabileceğim bir yatağım da kalmayacaktı. En büyük silahı keskin dişleri ve hızıydı. Kemirmekten aşınarak yere dökülen dişlerini topluyorum. Her uyandığımda yumuşak koku özelliğine sahip olan tüm organlarıma saldırmış oluyordu. Görenler farenin, tıp fakültesinden yeni mezun olduğuna inanabilirdi. Burnuma uygulamış olduğu lokal anestezi sayesinde herhangi bir acı hissetmemiştim.

Zamansız uyuşan bir burun,  Bedenimden sinsice eksilen parçalar…

Gece yatağa yattığım anda ateşimin yükseldiğini fark ediyordum. En son kulağımdan aldığı parçanın neden olduğundan şüpheleniyordum. Önce kulağımı güzelce yıkayarak, gazlı bezle sarıyorum. Ardından gelen mide bulantısı ve kusma seansları…

Yaşam alanımı istila eden amansız düşmanımdan kurtulmanın tek çözümü ilaçlama olduğunu düşünüyordum. Vakit kaybetmeden ilaçlama ekibini çağırıyordum. Ekip arabasını gören fare, son hamlesini yaparak ağzımın kenarından bir parça alarak uzaklaşıyordu. Sanki veda busesi gibiydi. Son kez bana bakarak gülümsüyordu.

Tekrar gelme ihtimaline karşı tüm evi ilaçlatıyordum. Maceraya o kadar alışmıştım ki, Fareyi şimdiden özlemeye bile başlamıştım.

İlk fırsatta pamuk prensesi fareden temizlenen evime davet ediyordum. Yarım kalan gecemizi, fareli köyün kavalcısı eşliğinde dans ederek tamamlıyorduk. Etrafta kaçışan fareler, gülücük saçarak dans ediyorlardı.

Kuyruğunun girdiği her yerde…

Mutluyduk bir farenin gölgesinde…

Yazan: Volkan Koçak

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz