DUYGULARI İLE YAŞAYAN MEKÂN

Canlıların ve insanların sınırlara ihtiyacı vardır. Psikolojik sınırları oluşturan materyaller zihinlere ve genlere kodlanmış kapalı algoritmalar tarafından oluşturulur. Kaybetmek istemediğimiz anılarımız hep sınırlar içinde hayal edilir. Mekanlar bizle konuşur, konuşmalıdır. Onlar klonlanmış androidlere dönüşemezler; sahiplenen, koruyan ve kollayan bir varlıktan duygusuz olması beklenemez. Ellerimizle yarattığımız sınırların bizden yüce olması kutsal bir hadiseye dönüşmeden önce sevgilerimizin ve nefretlerimizin hepsini içeren bir kavrama teslim olalı milyonlarca yıl oldu. Bir amaca bir hizmete itaat edermiş gibi yaşayıp kendi duygularını ve özgürlüğünü her zerresinde hissediyor, sistemli bir rastgelelikle oluşmuş ve oluşmaya devam eden; yeryüzünde bıraktığımız izler yani yaşanmışlıkların en sabırlı şahitleri. Bağlanmaya engel olamadığımız koskoca bir şehir, arkamızı dönemediğimiz küçücük bir oda, terk etmeye cesaret edemediğimiz büyülü mavi gezegen, renklerine aşık olduğumuz duvarlar…
Dünya bizi kendine çektiği süre boyunca insanlar duyguları olmayan mekanlar yaratmamalı, anlam ifade etmeyen hiçbir renk ve doku öylesine oluşturulmamalı, insanın ruhuna ihanetine engel olmalı insan. Doğanın var etme şeklinden esinlenmek kolay, doğayı duvarlar ile yok etmek ise katliamdan aşağı değil. Her amaç kendine has ve benzersizdir, evrendeki hiçbir şey çirkin değil. İnsanoğlunun bir şekilde sahip olduğu aciz yaratma kuvvetinin, çirkin ve amaçsız bir şey yaratmaya hakkı yok. En hassas ve naif yetiler arasında olan mütevaziliğin en yücesi, amacı olan sınırlara aittir. Tanrıdan gelen sabretme duygusunun, susmak ve izlemek olgunluğunun en bariz örneğini yansıtmasına rağmen hakkettiği değeri gösteremediğimiz ve mutlu mutsuz yaşadığımız her mekan bilge ve şevkatlidir.

Kusursuz bir sona hizmet eden ve her şeyi kapsayan mekân, ihaneti kabullenecek bir yapıya sahip olamaz.

Yazan: Semih Eskicioğlu

YORUM YAZ