DÜŞÇÜ

0

Yolları severim. Hele ki kenarlarında sıralı evler bulunduran taşlı topraklı eski yolları daha çok severim. Çocukluğumun en güzel düşsel oyunlarını bu yollara borçluyum. Rastgele seçtiğim bir ev 3-4 saniyelik düşüme mekân oluyordu. Balkonunda minik çamaşırlar serili olan pembe evin içinde ki bebeğin seslerini duyuyordum sanki. Çocuk aklımla bebek kız olduğundan evin pembeye boyandığını hayal ediyorum. Kapısının önüne oturmuş örgü ören yaşlı bir teyzeyi seçiyor gözüm , ne ördüğünü merak ederek uykuya dalıyorum. Şimdilerde bu düşsel oyunlarıma “Düşçülük” adını veriyorum. Hala istemsizce düşüyorum bu oyuna. Bebek arabasından dikkatlice etrafı gözleyen minik bir beyefendiye takılıyor aklım. Onun gözünden görmek istiyorum etrafı, aklından geçenleri merak ediyorum. Tenine dokunan rüzgar ürkütüyor mu onu ya da serçeler büyüyünce uçabileceğine dair ümitlendiriyor mu? Bilmiyorum. Sadece düşünüyorum. Düşündükçe dokunuyorum sanki farklı hayatlara, deniz kıyılarına. İnsanın kendisini en özgür hissetmesi gereken eylem düşünmek bence! Uçsuz, bucaksız, sınırsız, kuralsız. Düşlerim beni yeşil diyarlara, korkunç uzay savaşlarına, okyanuslara, insanların iç dünyalarına fırlattı. Görmediğim renkleri gördüm bahçeli evin vitrininde. Tatmadığım yemekleri tattım ocakta yemeği varmış edasıyla koşuşturan annelerin elinden. Duymadığım şarkıları duydum önümden geçen jileli kızın kulağında. Ve koklamadığım çiçekleri kokladım masal kitaplarının sayfalarında. Farkettim de insan düşünerek duymak istediği tüm duygulara sahip olabiliyor. Ne duruyoruz öyleyse? Kulağımıza yağmurlu havaları andıran bir şarkı kondurup başımızı cama yaslayalım.

Düşünelim, düşleyelim!

Yazan: Beyza Taşal

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz