DİK DURUŞ; SULTAN ABDULAZİZ

0

Sultan Abdulaziz Han, 32. Osmanlı padişahı ve 111. İslam halifesidir. II. Mahmut ve Pertevniyal Sultan’ın oğlu, Abdülmecid’in kardeşidir. Abdülaziz Han 25 Haziran 1861 tarihinde kardeşinin ölümü üzerine, 31 yaşında iken tahta geçmiştir. Bu mazlum Sultan’ın hayatını size anlatırken, aslında ne denli ufku geniş, akıllı, cesur bir Sultan olduğunu da anlatmak istedik.

Güreş, cirit ve av sporlarına meraklı olan padişahın tahtta kaldığı sürece en çok üzerinde çalıştığı konu Osmanlı Donanması’nın modernizasyonu idi. Bu nedenle o dönemlerde Avrupa devletlerinden alınan kredilerin çoğu bu konuda harcandı. Sayısı gün geçtikçe artan Osmanlı Ordusu’nun askerlerine yetecek dönemin son model top ve tüfeklerin de sağlanması Abdülaziz döneminde gerçekleşmiştir. Sultan Abdülâziz hükümdarlığı süresince sık sık ülke içi ve ülke dışı temaslarda bulunmuş geziler düzenlemiştir. Yavuz Sultan Selim’den sonra Mısır’ı ziyaret eden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Abdülaziz’dir. Eyâletlerin yanı sıra Abdülaziz Batı Avrupa’da ziyaretler yapan ilk ve tek padişahtır. 1867 yılında Paris’te açılan büyük bir sanat sergisine III. Napolyon’un daveti üzerine katılan Abdülaziz, sergiden sonra imparator ile temaslarda bulunmuş İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya-Macaristan gezilerinden sonra da geri dönmüştür. Ayrıca Richard Wagner’in Bayreuth operasına maddi yardımda bulunmuş ve davet edilmiştir. Seyahatlerinde İngiltere kraliçesi Victoria, Belçika kralı II. Leopold, Prusya kralı I. Wilhelm, Avusturya-Macaristan imparatoru François-Josef ve Romanya Prensi I. Karol ile görüşmüştür.

Osmanlı’da Abdülaziz döneminde Batı’yla iyi ilişkiler kurulmasına özellikle dikkat edildi. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı’nın girdiği Batılılaşma süreci bu dönemde de devam etti. Ülke genelinde yeni vilâyetler ilân edildi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Eğitim sistemi örnek alınarak tekrar düzenlendi. Doğu Ekspres’in bir durağı olan Sirkeci Garı’nın temelleri Abdülaziz döneminde atılmıştır. Abdülaziz’in 15 senelik hükümdarlığı boyunca yaptığı bazı yenilikler şunlardır;

Yeni asker üniformaları hazırlandı.
İlk kez posta pulu kullanıldı.
Sahillere deniz fenerleri inşâ edildi.
Osmanlı Bankası açıldı.
Bugünkü Sayıştay ve Danıştay seviyesinde kurumlar oluşturuldu.
Lise ve sanayi okulları açıldı.
Orman madencilik ve tıp okulları açıldı.
İtfaiye teşkilâtı kuruldu.
Fransa, Avusturya ve İran yöneticileri İstanbul’a ziyaretlerde bulundu.

Döneminde yaşanan önemli olaylardan bir kısmı ise Rusya ve Avrupa Devletleri’nin kışkırttığı Balkan isyanlarıdır. 1861-64 yılları arasındaki Karadağ İsyanı İkinci Karadağ Harekatı ile bastırılmasına rağmen, Karadağ sorunu büyümeye devam etti. 1861-66 yılları arasındaki Eflak-Boğdan olayları Birleşik Romanya’nın doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. 1862-67 yılları arasındaki Sırbistan olayları ise Türk askerlerinin Sırbistan’daki kalelerden çekilmesiyle sonuçlandı. 1866-68 arasındaki Girit Ayaklanması Girit Nizamnamesi ile çözümlenmeye çalışıldıysa da Girit’in kaybına giden olaylar dizisi başlamış oldu. Hıdivlikle yönetilen Mısır’ın özerklik haklarının genişletilmesi bu eyaletin 1882’de kesinkes kaybına yolaçan Mısır’ın borç sorununun ortaya çıkmasına başlangıç teşkil etti. Abdülaziz’in hükümdarlığının son yılları ise 1875-76 yılındaki Hersek İsyanı ile 1867’de başlayan ve 1876’da iyice yayılan Bulgar İsyanları ile mücadele ederek geçti. 30 Mayıs 1876 Darbesi ile tahttan indirildi. Gözaltında bulundurulduğu Feriye Saraylarında 4 Haziran 1876 günü bilekleri kesilmiş olarak ölü bulundu.

Abdülaziz’in ölümü hep tartışma konusu olmuştur. Resmi tarih olarak intihar ettiği yazılsa da özellikle son yıllarda öldürüldüğüne dair iddialar daha da artmıştır. Bahattin Öztuncay’ın hazırladığı ve Aygaz tarafından yayımlanan ”Hatıra-i Uhuvvet: Portre Fotoğraflarının Cazibesi / 1846-1950” adlı kitapta ilk kez yayınlanan bir resimde Abdülaziz’in hal edildikten sonra ve ölmeden önce çekilmiş son fotoğrafı yer almaktadır. Bu resimde saray hizmetçileri laubali bir şekilde padişaha dirsek dayamış, padişah ise eski bir üst baş ve etrafa öfkeyle bakan gözlerle görülmektedir.

Sultan Abdulaziz Han öldürülmeden önce hainler tarafından çekilmiş fotoğrafı.

Bir Osmanlı İmparatoru olarak Garb’e ordusunun başında olmaksızın ve sadece seyahat ve ikili ilişkiler kurmak üzere, barış içerisinde gitmek ilk ve son kez Osmanlı’nın 32. hükümdarı Sultan Abdülaziz’e nasib olacaktı. Her ne kadar, o sırada Abdülaziz ile birlikte Garb Seyahatine katılmış olan Veliahd Şehzade Murat Efendi, Şehzade Hamid Efendiler ve Şehzade II. Abdülhamid de daha sonra Padişah olmuşlarsa da o sırada henüz 27 ve 25 yaşlarını sürmekte olan birer Osmanlı şehzadesiydiler. Sıcak ve güneşli bir gündü, Ortaköy Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra ikindi vaktinde Dolmabahçe rıhtımından Anadolu ve Rumeli hisarlarından atılan 41 pare top atışı ile Sultaniye Yatı’na binmiş ve saatler öncesinden Boğaz kıyılarında toplaşan tebaasını selamlayarak başlamıştı 46 gün sürecek Garb Yolculuğuna, Osmanlı İmparatorluğu’nun görgülü, kültürlü ve entellektüel padişahı Abdülaziz, takvimler 21 Haziran 1867’yi gösteriyordu. Bu Avrupa Seyahatinde Sultan Abdülaziz’e Paris Sefareti’ne de bildirilen 56 kişi eşlik edecekti. Heyette Zat-ı şahane Sultan Abdülaziz’in yanı sıra, Abdülaziz’in o sırada 10 yaşında olan oğlu Şehzade Yusuf İzzettin Efendi, Sultanın veliahd yeğeni Şehzade Murat Efendi, yeğeni Şehzade Hamid Efendi, Başmabeynci Cemil Bey, Başkatip Emin Bey, İkinci İmam Akşehirli Hoca Hasan Efendi ve altı mabeynci, 4 yaver, 6 yüksek rütbeli zabit, 10 zabit, 6 silahşör, Hariciye Nazırı Fuat paşa, Hariciye Teşrifatçısı Kamil Bey, Divan-ı Hümayun Tercümanı Arifi Bey, Hariciye Nezareti Hususi Katibi Ali Fuad Bey, İstanbul Şehremini Ömer Faiz Bey, Sultanın özel hizmetine bakan 12 görevli, Şehzadelerin özel hizmetlerini gören 6 hizmetli yer almaktaydı. Sultan Abdülaziz ve maiyyeti, 1853 yılında Mısır Donanması için, ”Feyz-i Cihat” adıyla Londra Blackwall’de C. J. Mare tarafından inşa edilmiş olan buharlı, tek bacalı, yandan çarklı ve iki direkli büyük bir kısmı tahtadan yapılmış olan ve 1862 yılında Forrester Co. tarafından yeniden inşaa edildikten sonra Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından ”Sultaniye” adıyla Sultan Abdülaziz’e hediye edilen 119,2 metre uzunluğunda 12,2 metre genişliğindeki ve 3095 ton ağırlığındaki yat ile seyahat edecekti. Yatın motor gücü 750 HP, hızı ise 15 knot’tu ve yatta 2 adet 120 mm’lik ve 2 adet de 37 mm’lik top bulunuyordu. Sultaniye Yatına, görevlileri ve seyahat malzemelerini taşıyan Pertevniyal yatı, Uskurlu Aziziye fırkateyni, Zırhlı Orhaniye firkateyni ve Fransız Büyükelçisi Kont Bourrée’nin bindiği Forben yatı eşlik ediyorlardı. Pertevniyal Yatında görevlilerin arasında Bolu’lu aşçılar bile vardı, hatta Sultan Abdülaziz’in içeceği suyun yanı sıra abdest alacağı suyu bile Pertevniyal yatında taşınmıştı. Sultaniye yatı 1872 yılında onarım göremeyecek derecede arızalanmış donanmaya verilerek zaman zaman nakliye işlerinde kullanılır olmuştu. İşe yarayacak kısımları söküldükten sonra da 1905 yılında eskidiği için hizmet dışı bırakılan yat, İzmir limanında bağlanmış, 1908 yılında hurdacılara verilmiş, Ekim 1911’de İtalyan Savaş gemilerinin İzmir Limanına girmelerini engellemek amacıyla içerisine taş doldurulmak suretiyle hazırlanan ve mürettebat tarafından altı delinerek karaya oturtulan tekne 20 Nisan 1912’de Yenikapı geçidinde bütünüyle batırılmıştı.

“Sultaniye Yatı” 1903 yılında Boğaziçinde demirliyken.

Sultaniye yatı ve beraberindeki filo Çanakkale Boğazını geçtikten sonra Fransız Donanmasına ait 3 görkemli zırhlı tarafından karşılanmış, filo zırhlıların takibiyle önce Midilli, Sakız, Girit adaları geçmiş, 27 Haziran Perşembe günü İtalya karasularına girildiğinde İtalya Donanmasına ait bir zırhlı üç firkateyn de filoya katılarak 28 Haziran Cuma sabahı Napoli’ye varılmıştı. Orada bir vakit durularak Floransa Sefiri Rüstem Bey ile görüşülmüş, yola devam edilerek Korsika adası açıklarından geçerek 8. günün sonunda 29 Haziran Cumartesi günü de Marsilya yakınlarındaki Toulon Limanına varılmıştı. Kısa bir yemek molasının ardından, Sultan Abdülaziz ve refakatindeki Osmanlı heyeti, Metropolitan Carriage & Wagon Company tarafından (İzmir-Aydın hattında* sefer yapan şirket) bir yıl önce Sultan Abdülaziz için özel olarak Saltley, Birmingham’da üretilmiş bir vagonun takılı olduğu bir trenle Marsilya üzerinden Paris’e hareket edilmişti. 23 Eylül 1856’da yapımına ferman çıkartılan, 1857 yılının Eylül ayında temeli atılan 13 km.lik İzmir-Aydın demiryolu tam on yıl sonra hizmete girebilmiş ve İzmir’den hareket eden tren 1 Temmuz 1866 tarihinde Aydın’a varabilmişti. 30 Haziran sabahı, Paris halkı ellerinde bayrak ve çiçeklerle uzak ve mistik diyarlardan gelen bu ilgi çekici İmparatoru görmek için Lyon Garı’na toplanmış, Fransa İmparatoru III. Napoleon ve Fransa’nın tüm önemli diplomatları da Sultan Abdülaziz’I karşılamak üzere peronda dizilmişlerdi. O sırada kırmızı, beyaz çiçeklerle ve yeşil defne dallarıyla süslenmiş olan tren kulakları çınlatan düdükleri ve çıkarttığı buharın sisleri içerisinde gara girmişti. Bu sırada Fransız Kraliyet bandosu da iki ülkenin marşlarını çalmaktaydı. Sultan Abdülaziz, gövdesi tuğrası ile süslenmiş olan Kırmızı ve Turkuvaz renkli, Osmanlı motifleri ile bezenmiş ”Saltanat Vagonu”nun ceviz kapısının yavașça açılmasıyla trenden inmiş, coşku ve heyecanla elini uzatan, hatta onu kucaklamaya yeltenen III. Napoléon’la sadece tokalaşmakla yetinmiş, fazla samimiyet göstermemişti. Sultan Abdülaziz ile birlikte Fransa’daki fuarı ziyaret eden İmparator III. Napoleon, doğudan gelen bu önemli misafirinin ilgisini sağlamak üzere elinden geleni yapıyor onu kendi medeniyeti karşısında şaşırtmaya çalışıyordu. Ancak, Sultan Abdülaziz ilgi çekici ve şaşırtıcı durumlara rağmen kayıtsız ve ağırbaşlı davranıyor, dünyanın değişik bölgelerinden gelen insanları izlemekle ve fransız sosyetesinin yaşantısını ve halkın yaşayışını gözlemlemekle yetiniyordu. Sultan’a eşlik eden Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat paşa Abdülaziz’in ilgisizliğini ve durgunluğunu, ”Padişah hiç bir şeye karşı, hayretini, hatta aşırı alakasını göstermedi. Aslında ruhunda ve kafasında derin izler bıraktığında şüphe duyulmayan hadise ve eserlere karşı bile kayıtsız ve doğal yaklaştı. Hünkâr, şahsına ve sülalesine has o gurur ve istiğna ile sakin, vakur ve ciddi idi. Sultan Abdülaziz’in bu tutumu, ev sahibi III. Napoleon’u da şaşırtmıştı.” sözleri ile ifade etmişti.

Paris’te daha sonraki günlerde Sultan Abdülaziz görülmesi ve gezilmesi uygun yerleri ziyaret etmiş ve 10 günün sonunda 3 Temmuz’da İngiltere Kraliçesi’nin davetine icabet etmek üzere İngiltere’ye gitmek için Paris’ten tren ile hareket ederek Manş Denizi kıyısındaki Boulogne liman şehrine gitmiş ve gece orada istirahat etmişti. Sultan Abdülaziz Paris’ten ayrılırken ”Le Figaro” gazetesi manşetinde; ”Osmanlı Sultanı Fransızların kalbini de beraberinde götürüyor” diyerek Fransız halkının izlenimlerine tercüman olmuştu. Ertesi sabah limandan kendisine tahsis edilmiş olan İmparatorluk Yatı ”La Reine Hortense” ile İngiltere’ye geçmek üzere Manş Denizi’ne açılınmış, Sultan Abdülaziz’i Dover Limanında Veliahd Prens Edward karşılamıştı. 12 temmuz 1867’de de Londra’da Kraliçe Victoria kendisini karşılamış ve Sultan Abdülaziz’e genellikle Winsdor Kalesi St. George Kilisesi’nde baş rahibin huzurunda yapılan bir törenle verilen İngiltere’nin en yüksek şövalyelik nişanı olan Haç şeklinde tasarlanmış ”Order of the Garter”ı (dizbağı nişanı) İslam Dünyasının Halifesi söz konusu olduğu için özel bir hassasiyet göstererek bir İngiliz Savaş gemisinde elleri ile takdim etmiş ve Abdülaziz’i Garter Şövalyesi ilan etmişti. Sultan Abdülaziz, 23 Temmuz’da Belçika’ya geçmiş, Brüksel’de Kral II. Leopold ile buluşmuştu. Yoğun programı nedeniyle Berlin’den gelen daveti geri çevirmek zorunda kalmış, ancak Prens Otto von Bismarck’ın ısrarları üzerine Prusya Kralı I. Wilhelm ve Kraliçe Augusta ile Berlin’e 460 km. uzaklıktaki Koblenz’de görüşmüştü. 27 Temmuz Salı günü sabah 07:00 sıralarında tren ile Viyana Garında Viyana Valisi Kont Korinski, General Harting, Emniyet Müdürü şövalye Strobach ve başlarında Dr. Zelinka olmak üzere Viyana Belediye Meclisi üyeleri tarafından karşılanmış, üç gün Avusturya İmparatoru François Joseph’in misafiri olarak kalmak üzere İmparatorluğun yazlık sarayı Schönbrunn Sarayına geçmişti. Sultan, Viyana’da müzeleri gezdikten sonra Budapeşte’ye uğramış, Vidin yoluyla Tuna nehrinden hareketle, Ruscuk ve Varna’ya, Varna’dan da tekrar Sultaniye yatına binerek 7 Ağustos’ta İstanbul’a dönmüştü. Sultan Abdülaziz Sultaniye yatından inip Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına ayak basarken, ”Ecdad at sırtında ve fütuhat gayesiyle giderdi. Bizler ise şimdi, trenle, vapurla ve ancak Siyaset için gidebiliyoruz!” demişti.

SULTAN ABDULAZİZ HAN’IN ÖLÜMÜ VE SONRASI…

Hüseyin Avni Paşa, pehlivanlardan üç kişiyi Fer’iyye Sarayı’nda mahsus bahçivanlıkla vazifelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularında odasına girdiler. Abdülaziz Han, bir müddet onlara karşı koydu. Cinayete intihar süsü vermek için onun bileklerinin damarlarını kesen zorbalar, hiçbir şey yokmuş gibi gizlice işlerinin başına döndüler. Tertiplediği katlin neticesini almak için Hüseyin Avni Paşa, saraya geldi. Yaralı Sultan’ı saray karakolunun kahve ocağına götürülmesini emretti. Henüz can çekişen Sultan’a doktor müdahalesini geciktirdi. Mazlum Sultan, caniler çetesi Hüseyin Avni, Mithat ve Rüşdü Paşalar’ın gözleri önünde vefat etti. Abdülaziz ölümünden bir gün önce, bazı devlet adamlarının çevirdiği oyunları anlamış ve annesine şöyle demiştir: ”Bunlar beni III. Selim’e mi döndürecekler? Ben bunu kimlerin yaptığını biliyorum.” diyerek İhtilalcileri saydı. Daha sonra dilinden şu ifadeler döküldü: ”Ben bu felaketi, otuz-kırk defa rüyamda gördüm, Takdir-i ilahi böyle imiş!” dedi. Sultan Abdülaziz Han’ın hunharca katli üzerine kız kardeşi Adile Sultan’ın yüreğinden şu ızdıraplı mısralar dökülmüştür:

Cihan matem tutup kan ağlasın Abdülaziz Han’a,
Meded Allah, mübarek cismi boyandı kızıl kana!
Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o Hakana,
Ki kıydı bunca zalimler karındaş-i cihan bana.

KAYNAKÇA:
DEVLET-İ ÂLİYYE-İ OSMÂNİYYE
İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ
BEYAZIT KÜTÜPHANESİ

Yazan: Furkan Tutar

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz