ÇOK GEÇ KALMADAN ”OKU”YUN! ÇÜNKÜ…

”Kitap, ruhun ilacıdır.”

Büyük yıkımlardan sonra dahi büyük toparlanmalar gösteren Japonlara ait bir atasözü, tesadüf değil elbet. Japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye’de ise sadece 23 milyon civarında kitap basılıyor. Japonya, İngiltere, ABD, Almanya gibi ülkelere oranla Türkiye daha az sürekli kitap okuyor. Kitap okumak gelişmişlik için yeterli sebep mi, belki hayır ama etkili sebeplerden bir tanesi. ”Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır.” Bu söz işte bunlardan bir araya gelen kitaba hakim olan ve okuyan bir toplumun ancak dünyaya hakim olabileceğini, gelişebileceğini söylüyor. Okumamak dolayısıyla cehalet bugün dünya üzerindeki pek çok sorunun temel sebebi. İnsan madde ve ruhtan oluşur. Maddesini, fizyolojik ihtiyaçlarını dışarıdan bir şekilde karşılarken ruhunu da ihmal etmemesi gerekiyor. Ruhu besleyen en önemli şeylerden bir tanesi de kitaplardır. Kitap ihmal edilince sadece maddeye ait hırslar ve hazlarla donanmış insan kalıyor ortaya, bu da pek çok sıkıntıya sebep oluyor. Kitap her şeyden önce bize insanı tanımaya fırsat verir. Kişinin hayat tecrübeleri kimi zaman yeterli olamadığında işte bu noktada devreye kitap girer. Başkalarının hayat tecrübeleri, yaşanmışlıkları bu noktada yolumuzu aydınlatan bir ışık olarak karşımıza çıkar.

Büyük İslam alimlerinden İmam Gazâli şöyle diyor: ”Bir mü’min üç gün art arda ilim öğrenmeyi, kitap okumayı keserse -fark etmese de- manevi halleri alt üst olur.” Biz bunu tüm insanlık için de tatbik edebiliriz. İnsanın maddesi kadar ruhu da beslenmek ister. İşte ilim, kitap bu besinlerden bir parçadır. İlim öğrenmek, kitap okumak bizi ehlileştirir, sabır sahibi yapar. Zira kitap okumak için zaman gerekir, bu zaman sabırsız olana sabrı öğretir, çabuk öfkelenen için mühlet vermeyi öğütler, tez canlı olana sükuneti nasihat eder. Kitap gerek içeriği gerek süreci bakımından bir eğitici görevini görür, tabiri caiz ise insanı tımar eder, ehlileştirir.

Meçhûle açılan bir kapıdır kitap. Meçhûle, yani masala, esrara, sonsuza. (Cemil Meriç)

Söz uçar, yazı kalır diye bir söz vardır. İşte yazı bir sırlar ve kimi zaman ilimler alemi olan kitabın kendisidir. Kitap sonsuza ulaşır, binlerce yıl geçmesine rağmen geçerliliği koruyan bir bilgiye ritüele veya masala biz kitap sayesinde ulaşırız. Klasik eserler dediğimiz kitaplar çağlar ötesinden sonsuzluğa seslendikleri için klasik olurlar ve her çağda okunurlar. Kitap sonsuzluğa açıldığı kadar da sırlı bir alemdir. Bu alem bize pek çok şey kazandırır. Kimi zaman görmediğimiz bir ülke, kimi zaman tanımadığımız bir kişi, kimi zaman var olmayan gerçek dışı bir unsur, kimi zaman bilmediğimiz ve bizden çok uzak bir çağ ile biz arasında bir köprü vazifesi görür. Cemil Meriç’in söylediği gibi bu yönüyle ”istikbale yollanan mektup”tur kitap. Belirli çağlarda yazılmasına rağmen geleceğe ve tüm zamanlara seslenir. Kitap; telepati, empati gibi yeteneklerimizi geliştiren bir zaman makinesidir adeta ve okuruna çoklu yaşam etkisi yaratan bir kapı açar.

Kitap sayfalarından başımızı kaldırıp baktığımız zaman artık öncekinden çok daha geniş bir dünya görürüz. İşte kitaplar bize alemi bu geniş perspektif ile bakma yetisini kazandırır. Kitap okumak öğrenmenin ve ilmin ilk seviyesi olan ilme’l-yakîn yani okuyarak ilim ile öğrenme seviyesine adım atmamızı sağlar. Ondan sonraki seviye olan ayne’l-yakîn yani görerek öğrenilen bilgi seviyesinde bu ”ilim ile okuyarak öğrendiğimiz bilgi” temeli oluşturur. Kitaplar işte bu temeli oluşturmak için de önemlidir. İnsan okuduklarını kendine basamak yaptıkça yükselir, okudukça dünyaya karşı baktığı pencere genişler ve dar çerçeveli at gözlüklerinden kurtulur. Artık okuyan insan için gördüğü şeyin bir arka planının olduğu, bir temeli olduğu, gördüğü şey ile arasında bir ünsiyet olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Kitap okumak bizi çevre ile dahası hayat ile bağ kurmamıza fayda sağlar, hayata ve insana dair bilgimizi görgümüzü arttırır. Bir insanın tüm dünya milletlerinden, coğrafyalardan gezerek haberdar olması imkansız olmasa da zor bir iştir. İşte kitaplar bir yönü ile bu imkansızlığı ortadan kaldırır. Çölün ortasında bir bedevi çadırına Antarktika’da ya da Amazon’da geçen bir kitabı okumak pek tabii o anı yaşatabilmek bakımından oldukça büyük bir fırsattır. Teknoloji gelişiyor ama insanlar bugün teknolojinin ulaşamadığı ışınlanma teknolojisine binlerce yıl önce kitaplar vasıtasıyla ulaşmışlar. Kitaplar sayesinde başka bir çağ, mekan, hatta olağanüstü zamanlara ve alemlere adım atabiliriz.

Kitap okumak aynı zamanda zihninizi geliştirir. Olaylara karşı tutumunuzu etkiler, empati yeteneğinizi harekete geçirir. Kitap okunduğunda yaratıcı zeka, olaylar arasında bağlantı kurma kapasitesi artar. Mesela çok fazla okuyarak Sherlock’a dönüşebilirsiniz, tamam tam olarak kitap yeterli olmasa da belki ufaktan Sherlockluklar yapabilirsiniz. Cemil Meriç ”kitap zekayı kibarlaştırır” diyor, sadece kibarlaştırmakla da kalmıyormuş, son yapılan araştırmaların birine göre (bkz. Huffington Post) okumak beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı güçlendirir. Ve evet, bu da sizi daha zeki birisi yapar.

Kitap sıkı bir dosttur, yalnızlıktan kurtarır, güzel alıntılar yapmanızı sağlar, kelime dağarcığınızı geliştirir gibi beylik laflardan sonra sadece bunlar değildir kitap okumak. İlla bir şey demek olması ve inanılmaz büyük faydalar içermesi de gerekmiyor. Her şeyden önce kitaptaki o alemin içerisinde öyle karakterler ve yazarların öyle bir üslubu vardır ki, sadece bunun için okunabilir kitap. Sadece Ahmet Hamdi Tanpınar’ın cümlelerini terennüm etmek, Dostoyevski’nin Rusya’sında gezinmek, Raskolnikov’un baltasını hayal etmek, Kafka’nın Gregor Samsa’sını tanımak, Genç Werther’in acısını yüreğimizde hissetmek, Hasan Ali Toptaş’ın, Yahya Kemal’in, Peyami Safa’nın Türkçesine karşı hayrete dalmak… Sadece bunlar için dahi kitap okumaya değmez mi?

Boş zamanlarınızda kitap okumayın!

Evet tam olarak bu, boş zamanlarınızda kitap okumayın. Kitap boş zamanlarda okunan bir şey değildir çünkü, ona ayrılan zamanı boş zaman olarak değerlendirmek kitabın tabiatına hakarettir. Hakiki kitap okuru düzenli bir şekilde sistemli bir tavırla kitabını okur. Kitap için zaman ayırır gerekirse uykusuz kalır. Kitap okuyan kişi ”zahmetsiz rahmet olmaz” ne demek iyi bilir. Tabiri caiz ise kitap okumanın da hakikatli okura göre raconları vardır. Hakiki okur; kitaba karşı ayrılan zamanı asla boş zaman olarak değerlendirmez, kitaba ayrılan parayı boşa harcanmış bir para olarak görmez. Hakiki okur için kitap su gibi, ekmek gibi aziz ve değerlidir. Kitaba karşı saygı duyulur, yatarak kitap okunmaz. Hatta Nuri Pakdil gibi bazı aşırı kitap müptelaları kitap okurken saygıdan her defasında tertipli düzenli giyinerek kitap okur. Kitap cildiyle, sayfasıyla korunması gereken bir şeydir, sayfaları kırıştırılmaz, eğilip bükülmez zarar verilmez. Kimisine göre kitap üzerine not almak da doğru bulunmazken büyük bir kısmı kitabın üzerine düzenli notlar alır, şerhler düşer, derkenarlar oluşturur. Kitap okuru da türlü türlüdür. Bir kısım kitap okuru ‘bibliyofil’ dediğimiz, eskilerin ise ‘muhibbân-ı kütüb’ -yani kitap sevdalısı- dediği kişilerdir. Bu bibliyofiller kitabı sever ve hakikatle okur, toplumun ve diğer kişilerin de bu kitaplardan faydalanması için çabalarlar. Bir de ‘bibliyoman’ veya ‘mecânin-i kütüb’ dediğimiz kitap okuru var ki o işte kitap delisidir. Kitapları biriktirir, kimselere vermez. Okumasa dahi sürekli kitap alır, topluma ve diğer kişilere karşı kitaplarını bir sevgiliymişçesine saklar, muhafaza eder. Kitaplara sevgi bakımından patolojik bir tavır sergiler.

Kitap her haliyle bize dost, sırdaş, yol gösterici bir kılavuzdur. Allah kitaptan ayırmasın! Cemil Meriç’in dediği gibi:

”Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız!”

Yazan: Salih Samet Gür
Kaynak: Medium

1 YORUM

YORUM YAZ