BAŞARININ YOLU; SELMA LAGERLÖF

0

Selma Lagerlöf, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan hem ilk kadın yazar, hem de ilk İsveçli yazardır. Efsane ve masallara dayanan yapıtlarıyla tanınmıştır. Ayrıca hakkında sık sık ‘Türk’ olduğuna dair yazılar kaleme alınmıştır. Biz de sizlere Selma Lagerlöf’ten kısaca bahsetmek istedik.

Selma Lagerlöf, 20 Kasım 1858’de İsveç’te doğmuş ve 16 Mart 1940’ta ise hayatını kaybetmiştir. 1858 yılında på Värmland’da Marbacka adlı bir çiftlikte dünyaya geldi. Çocukken geçirdiği bir hastalık yüzünden bir süre sakat kaldı. Dönemin geleneklerine göre evde özel eğitim gördü. 1882 sonbaharında babasının rızası olmadan Stockholm’de öğretmen okuluna girdi. Eğitimi sırasında babası ekonomik sıkıntıya girdi ve Marbacka çiftliği satıldı. 1885’te babasını kaybeden Selma Lagerlöf aynı yıl Landskrona’da öğretmenliğe başladı.

Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan hem ilk kadın yazar, hem de ilk İsveçli yazar Selma Lagerlöf (1881)

İki ciltlik romanı Gösta Berlings Saga’yı bu sırada yazdı. 1924’te Mauritz Stiller’in sinemaya uyarladığı roman, Lagerlöf’ün doğup büyüdüğü Vaermland bölgesinin en parlak dönemini, bölgenin demir döküm atölyeleri ve küçük malikanelerle dolup taştığı yıllardaki hayatı anlatıyordu. 1890’larda İsveç’te romantizmin canlanışında önemli bir rol oynadı ve Osynliga Länkar (Görünmez Bağlar)’ı yazdı. 1895’te bir burs kazanınca,öğretmenliği bırakarak yurt dışı gezilerine katıldı ve kendini tamamen yazmaya verdi. İtalya’ya yaptığı ziyaretten sonra Antikrists mirakler (Deccal’in Mucizeleri)’i adlı sosyalist içerikli romanını yayımladı. Bunu en iyi yapıtlarından biri sayılan ”En herrgårdssägen” (Malikane Öyküleri) ile Mısır ve Filistin’de geçirdiği kışın etkisiyle yazdığı, kendisine İsveç’in en önde gelen romancısı niteliğini sağlayan iki ciltlik ”Jerusalem” (Kudüs) izledi. Diğer önemli yapıtları arasında, özlü ve güçlü bir anlatımı olan ”Herr Arnes penningar” (Bay Arnes’inHazinesi; 1904) yer alır.

Selma Lagerlöf’e İsveç’in en önde gelen romancısı niteliğini sağlayan ‘Jerusalem’ (Kudüs) eseri. (1902)

1. Dünya Savaşı başlayınca çok sarsılan Lagerlöf, birkaç yıl süreyle pek ürün vermedi. Daha sonra Marbacka (1922), Ett Barns Memoarer (Bir Çocuğun Anıları; 1930) ve Dagbök för Selma Lagerlöf (Selma Lagerlöf’ün Günlüğü; 1932) adlı kitaplarında incelikli bir üslupla çocukluğunu anlattı. Vaermland’ı konu alan üçlemesiyle de tanınan Lagerlöf, çağdaş öykü yazarlarının en yeteneklilerinden biri sayılır.

Selma Lagerlöf 75. doğum gününde. (Fotoğraf: Getty Images)

Lagerlöf’ün en iyi eseri olan Nils Holgerssons underbara resa genom Sverige (Nils Holgersson’un yabankazlarıyla maceraları) adlı kitabından yola çıkarak hazırlanan çizgi film dizisi, Türkiye’de Uçan Kaz adıyla gösterilmiştir. Türkçede ayrıca Kurtlar ve Uçan Kazlar adlı çocuk kitapları vardır.

SELMA LAGERLOF TÜRK MÜ?

Polisiye edebiyatın yükselişine son yıllarda büyük destek veren İskandınav ülkelerinden İsveç’in genç yazarlarından birisi Camilla Lackberg. 1974 doğumlu yazarı, ilk kitabı “Buz Prenses’in 2002 yılında yayınlanmasından bugüne değin geçen zamanda dokuz roman yazmış ve yazdığı romanlar da 33 dile çevrilmiş. 2008 yılında saygın Fransız polisiye edebiyat ödüllerinden “Grand Prix de Littérature Policière” kazanan Lackberg, daha şimdiden Guardian’ın en büyük 10 İsveçli polisiye yazarı listesine girmiş durumda. Buz Prenses, Elif Günay tarafından Türkçe’ye çevrildi ve geçtiğimiz ay Doğan Kitap tarafından yayınlandı. Romanın kahramanı Erica Falck, İsveçli kadın yazarların biyografilerini kaleme alan bir biyografi yazarı. Anne ve babasının ölümüne sebep olan bir trafik kazası onu doğduğu yer olan Fjällbacka’ya, ailesinin yaşadığı evin işlerini halletmek için gitmesi ile başlayan kitap, çocukluk arkadaşı Alexandra Wijkner’in cesedini bulması üzerine gelişen bir dizi beklenmedik olayla şekilleniyor. Alexandra’nın ölümünden sonra ailesinin Erica’dan onun hayatını anlatan bir makale yazmalarını istemesi yazarımızı bir başka yola itiyor: kendi kitabını yazmak. Bütün bunlar yaşanırken aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülü kazanan ilk kadın yazar olan ve ayrıca ilk İsveçli yazar olan Selma Lagerlöf’ün biyografisini yazmaya çalışmaktadır ve editöründen sık sık baskıcı telefonlar almaktadır.

Selma Lagerlöf (1906)

Uzun süredir başkalarının hayatını yazıyor olmaktan sıkılan ve her zaman kendi kitabını yazmak isteyen Erica, bu cinayeti ve etrafında gelişen karmaşık olayları kaleme alıp bir kitap yazma düşüncesiyle cinayetin üzerine daha çok düşmeye karar veriyor. Bu kararı almasına rağmen bir zamanlar Truman Capote’un Kabul Edilmiş Dualar’ı yazarken düştüğü paradoksa da düşüyor ve bir yazar olarak yakın çevresinden insanların hayatlarını kaleme almanın ne kadar doğru olduğunu kendi içdünyasında sorguluyor: “İnsan olarak bu düşünce onda tiksinti yaratmıştı ama yazar olarak çok mutluydum.” Kurgusal anlamda birçok polisiye öğesine başvuran Lackberg, Erica Falck karakteri ile aslında bir tür polisiye eleştirisi de yapıyor. Cinayetin soruşturulması sürecinde yaşananlar ve polis ile olan diyaloglar ona tam bir klişe cinayet romanı gibi geliyor ve bu sıradan öğelerin ayıklanması ile gerçeğin daha kolay ortaya çıkacağını düşünüyor. Bütün bu eleştirilere rağmen Lackberg’in polisiyeye ivme kazandırmak adına Buz Prenses’te yeni bir şeyler yaptığını söyleyebilmek zor. Başkahramanımızın kadın olması dışında; polis dedektifi Patrik Hedstörm ile olan ilişkisi, anakarakterin bir yazar olması, cinayetin bir küvette işlenmesi, küçük bir kasabada işlenen cinayetin hızla yayılması ve dedikoducu halk, polis şefinin iktidar ve güç hırsı vs. kitabın handikapları olarak görülebilir. Buna karşın cinayetin nedeni, işlenme şekli, güçlü karakter kurguları, hikayenin sık sık kesin dönüşler yaşaması ve metnin okuyucuyu tatmin etmek adına zihinde oluşan en ufak soruya bile cevap verme çabası bu kitabın belirleyici ve başarılı öğeleri olarak görülüyor. Günümüz polisiye yazarlarının sık düştüğü bir hata olan okuyucuyu entelektüel bilgiye boğma hatasına düşmeyen Lackberg’i bu noktada da tebrik etmek gerekiyor. Buz Prenses çok uzun betimlemelerden oluştuğu için eleştirilebilir fakat kitabı bitirdiğinizde anlayacağınız üzere Lackberg burada da başarılır zira romandaki hiçbir detay gereksiz ya da yersiz değil. Olay örgüsünün sürekli kesin dönüşlere uğraması ise yazarın okuyucuya bir kıyağı olarak görülüyor. Erica Falck’ın yaşadığı olaylar ve geriye dönüş bölümleri romandan kopmamanızı sağlıyor.

Selma Lagerlöf ve kendisi gibi yazar olan arkadaşı Sophie Elkan. (1921)

Polisiyenin yardımcı öğelerinden faydalanmasını iyi bilen Lackberg, sorunlu bir kız kardeş olan Anna’ya, eski sevgilisi ve şimdinin en iyi dostu olan Dan’e, cesedi bulmasını sağlayan bekçi Eilert Berg’e roller biçerek de Buz Prenses’i zenginleştirmeyi bilmiş. Bu tür yardımcı öğeler hem edebi anlamda hem de okuyucunun beklentisini karşılamak adına Lackberg’i başarılı kılıyor ve burada Buz Prenses’in uzun soluklu hikayesinin polisiye okuru için her konuda tatmin edici olduğunu söylemek gerekiyor. İsveç’in polisiye dünyasına kazandırdığı Camilla Lackberg önümüzdeki yıllarda kendisinden sözettirmeye devam edeceğe benziyor ve bu kitap da okunmayı hakediyor.

Editör: Furkan Tutar

KAYNAKÇA:
SABAH / AKTÜEL
A-SCRIPT FORLAG
THOUGHT CO
HÜRRİYET

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz