AŞK RİSÂLESİ

0

‘Dirilmek yeniden, yerin uyanması gibi, kımıldaması gibi toprağın. Bulutları yarması gibi gün ışığının, yağmurun ansızın boşanması, binlerce kuşun bir anda parlaması, havalanması, erimesi gibi karların ve buzulların patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların. Dirilmek yeniden, yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi Kandan kinden öfkeden Üstümüze bir sağanak boşanmış gibi, sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz bir bataktan çıkar gibi.’

Diyerek Erdem Beyazıt’ın dizeleriyle başlamak istiyorum bugün. İnsan gençken ne geçmişin ne de geleceğin hesabını yapar. Anı yaşamanın ve bu şekilde yaşlanmanın derdindedir. Gece 12’den sonra uykusuz kaldığı saatleri hiç mi hiç hesap etmez. Fakat yaş ilerledikçe ve dünyanın lezzetleri azalmaya başladıkça günlerin çok daha çabuk geçtiğini, geçmişin de geleceğin de önem kazandığını görünce artık birkaç ay hatta yılın ilerisini düşünmeye ve onun için hazırlanmaya başlar. Evet, şimdi şubattayız fakat martı nisanı düşlemeden edemiyorum. Bu kış bitecek ölüler dirilecek ve yeniden bahar gelecek. Eğer hepimiz bunda mutabık isek yeniden dirilmeye yani aşk risalemize geçelim istiyorum.

Yeniden dirilmek hem beden hem de ruh iledir. Tüm mevcudat öldükten ve çürüdükten sonra asli parçalar bir araya getirilerek ruh tekrar iade edilir.

Biz yeryüzünü de ölü ve kupkuru görürüz. Fakat üzerine yağmur indirildiği zaman, o harekete gelir, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler verir. Çünkü O (c.c) hakkın ta kendisidir. O ölüleri diriltir, yine O her şeye hakkıyla kadirdir. Kıyamet vakti de gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Ve O kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.

Hep çürümek durumunda kalmışız deyip devam ediyor Beyazıt. Çürümek deyince aklımıza her nedense kokuşmak geliyor değil mi? Oysa otururken de çürür insan, kulakları da çürür, gözleri de ve elleri de.

Her şeyin bu kadar ölüm koktuğu bir çağda, ince çırpınışların olduğu gizli vadilerimizde zamanın solmayan çiçeklerini büyütüyoruz. Sonsuza açılan o kapıda bekliyoruz şimdi. Evrenin hareket kaynağında, eski çağlardan kalıntı taşıyoruz. Toprağın altına uzanıp yok olmak kolay değil mi? Kış ortasında güneş nasıl çıkıyorsa, bizde berrak sulardan dirilmeliyiz. Uzaklardan gelir gibi dirilmeliyiz. Ah ah… Bir başkaldırma lazım bizlere ezelden. Bir kanatlanma. Bir taze haber lazım. Bazı sözler yüreğimize kadar alçalmalı ve bizim yüreğimize sürdüğümüz ecza ile uçmalıyız. Çağdaş terimler ile yaklaşmak için belgeler gerekliymiş, metropol şehirlerin üstünde kımıldamak için. Oysa biz mevsimlerin değiştiği yerde güç bela tenimizin olağanca yükünü kaldırıyoruz. Gece, nisan ayı gelince hafifler. Nisan gelince yeniden dirilir her şey. Şimdi berrak ve coşku ile çağlıyoruz minberde. Kırkikindi yağmurları değiyor göğsümüze, bense anlamış değilim ahmak ıslatanları.

Yavaş yavaş uyanırken dokunduğum haritalar saçlarımda bir ırmak oluşturmuş. ”Ölümler ölümlere bulanmakta ustadır” diyor ismet özel. Bense diyorum ki, ”Her aşk dirilişe bulanmakta ustadır.

Ben en çok toprağı sevdim, gökten sonra. Çünkü pas tutmaz yüreğim toprak gibidir. Kırkikindi saymalıyım şimdi baştan aşağı ıslanmak için. Tomurcuklanıp patlamak için konaklamalıyım ansızın karanlık odalarda. Ya da toprağın derinliklerinde. Bir ışık, bir kelebek, biraz çiçek ve biraz kuş… Herkesin ve her şeyin uykuya daldığı bir vakitte bir ezgi döndürelim dudaklarımızda yeniden dirilelim. Aşk risalemizi yeniden yazalım.

Yazan: Muhammed Zeki Aygür

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz