AHMED ARİF’İN UNUTULMUŞ ŞİİRLERİ

0

Dönemin popüler ilim, fikir ve sanat mecmuası Millet’te yayımlanan “Yollarda” ve Dikmen dergisinde yayımlanan “Selâm”; Ahmed Arif’in toplumcu-gerçekçi şiir anlayışına ulaşmadan evvel kaleme aldığı gençlik dönemi ürünleridir.

Ahmed Arif (1927-1991), tek şiir kitabıyla adından söz ettiren ve edebiyat tarihimizde kendine yer bulan isimlerden biridir. O; Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, Suat Taşer, A. Kadir, Enver Gökçe, Niyazi Akıncıoğlu ve Ceyhun Atıf Kansu gibi 40 Kuşağı toplumcu-gerçekçi şiirin önemli temsilcilerin biri olarak ön plana çıkar. Çocukluk yıllarından itibaren şiire ilgi duyan Ahmed Arif, ortaokul yıllarında halkevine gelen bütün dergileri takip etmiştir. Bu dönemde Faruk Nafiz Çamlıbel, Nâzım Hikmet Ran ve Andre Gide’yi okumaya başlayan şair, hece ölçüsüyle şiir temrinleri yapmaya başlar.

Afyon Lisesi’nde yatılı olarak öğrenim gören Ahmed Arif’in edebiyata ilgi ve sevgisinin artmasında bu dönemde aynı okulda öğretmen olarak çalışan Gündüz Akıncı, Cahit Külebi ve Behçet Necatigil’in önemli tesirleri olur. Ahmed Arif, lise yıllarında içinde bulunduğu edebiyat ortamını Refik Durbaş’a şu cümlelerle anlatır:

“Edebiyat hocası Gündüz Akıncı’dır. Bizim için Gündüz Akıncı büyük bir şanstı. Bize ders kitabından çok roman okuturdu. Lisede ben André Malraux’yu, Max Beer’i, Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Gustave Flaubert’i özellikle de Emile Zola’yı okudum hep. Gündüz Hoca bir karar aldırmıştı öğretmenler kurulunda. Her çocuk gece mütalaalarında roman okuyabilir diye. Nöbetçi hocalar karışmazlardı. Ama roman okuyan mutlaka bir özet çıkarırdı. Gündüz Hoca takip ederdi. Diyeceğim liseye bir Faruk Nafiz hayranı olarak geldik, bir edebiyat hazinesine düştük.”

O; bu dönemde bir yandan Behçet Necatigil, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Külebi, Nâzım Hikmet şiirlerini okurken bir yandan da kendi sesini bulmaya çalışır Ahmed Arif. Genç şair, lisenin son sınıfında öğrenciyken şiirlerini art arda dergilere yollamaya başlar. Şair, “arayış dönemi” diyebileceğimiz bu dönemde esas itibariyle sembollerle örülü ve gelenekten beslenen bir şiir dilinin peşindedir. Ahmed Arif, Garip hareketinin etkili olduğu ve pek çok şairi peşinden sürüklediği bir dönemde edebiyat hayatına atılmasına rağmen bu akımın etkilerine kapılmaz. 1942 yılında Afyon Halkevi’nin yayın organı olan Taşpınar’da çıkan “Gözlerin” başlıklı şiir, arayışlar devrindeki Ahmed Arif şiirinin özelliklerini yansıtan bir örnektir:

Gözlerin maviliğin ruhudur,

Fecirlerin tebessümünü içer.

Berraklığında İlâh çocukları uyur,

Ve emer sükûtu beyaz gölgeler.

Gözlerin bir masal dünyasıdır,

Meyveleriyle beslenir ruhum.

Gözlerin Allah’ımın bâkir aynasıdır,

Sonsuzluğundan ışık içiyorum.

1943 yılında Afyon Lisesi’nden mezun olan Ahmed Arif, 1944-1955 yılları arasında Servet-i Fünun (Uyanış), Kaynak, Meydan, Militan, Yeni A, Yeryüzü gibi dergilerde şiirlerini yayımlamayı sürdürür ve Nâzım Hikmet çizgisinde gelişen toplumcu-gerçekçi hareketin “gür sesli” bir şairi olarak belirir. Dergilerde yayımladığı bu şiirler, kendi sesini bulmuş bir şairi de müjdelemektedir.

1955 yılından sonra, gördüğü siyasi baskılar ve kovuşturmalar nedeniyle şiirlerini bir süre yayımlamayı bırakır. Şair, 1967 yılında Soyut dergisinde daha önce yayımladığı şiirlerini toplu olarak neşreder ve yeniden edebiyat hayatına döner. Bu toplu çıkışla o dönemde dikkatleri yeniden üzerine çeken Ahmed Arif, bir yıl sonra adıyla özdeşleşecek olan ilk ve tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim’i neşreder.

Şair, bu kitabında on dokuz şiirini bir araya getirmiştir. İlk baskısı 1968 yılının Kasım ayında çıkan Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif’in sağlığında kendi eliyle derlediği şiirlerini içermesinin yanı sıra edebiyat sosyolojisi açısından da dikkat çekici bir kitaptır. Zira günümüze gelinceye değin defalarca basılan ve çok geniş bir okur kesimine ulaşan Hasretinden Prangalar Eskittim, toplumcu şiirin hemen bütün özelliklerini içeren “kült” kitaplardan biri olmuştur.

Cemal Süreya, Papirüs’te Ahmed Arif’in şiir dünyasını, Nâzım Hikmet’in şiirleri ile kıyaslayarak şu cümlelerle değerlendirir:

Ahmed Arif’in şiiri bir bakıma Nâzım Hikmet çizgisinde, daha doğrusu Nâzım Hikmet’in de içinde bulunduğu bir çizgide gelişmiştir. Ama iki şair arasında büyük ayrılıklar var. Nâzım Hikmet, şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovada akan ‘büyük ve bereketli bir ırmak’ gibidir. Uygardır. Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları, ‘âsi’ dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. ‘Daha deniz görmemiş’ çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir. Ama o ağıtta, bir yerde, birdenbire bir zafer şarkısına dönüşecekmiş gibi bir umut (bir sanrı, daha doğrusu hırs), keskin bir parıltı vardır.

Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim’e almadığı, dergilerde kalmış ve tamamlanmamış şiirleri ‘Yurdum Benim Şahdamarım‘ adıyla 2003 yılında Everest Yayınları tarafından neşredilmiştir. Bu kitapta “Kalbim Dinamit Kuyusu”, “Tutuklu”, “Onur Da Ağlar”, “Basübadelmevt”, “Rüstemo”, “Yurdum Benim Şahdamarım”, “Kara Sevda” şiirleriyle birlikte başlıksız dört şiiri yer alır. Bu şiirlere ilave olarak Sözcükler dergisinin Ocak-Şubat 2019 tarihli sayısında, şairin 1946 yılında Amaç dergisinde yayımladığı “Hürriyet” adlı şiiri neşredilmiştir.

Ahmed Arif’in kitaplarına girmemiş ve derlenmemiş iki şiiri aşağıda dikkatlere sunulmaktadır. Bu şiirlerden ilki; dönemin popüler ilim, fikir ve sanat mecmuası Millet’te yayımlanan “Yollarda”dır:

Sızdı gönüle acılar,

Soyuldu yaram soyuldu.

Yüreğimde bir sancı var,

Bağrım oyuldu, oyuldu…

Sisler yoluma süzüle,

Beni bekleyen üzüle,

Dudak büzüle büzüle,

Dualar Allah’ı buldu.

Köyümün yolu bağlanır,

Körpe yürekler dağlanır,

Ninemin başı sağlanır,

Ölüm haberim duyuldu.

8’li hece ölçüsü ile kaleme alınan “Yollarda”, (aynı ay ve yılda Taşpınar mecmuasında yayımlanan “Gözlerin” adlı şiirle birlikte) Ahmed Arif’in yayımlanan ilk şiirlerinden biri olarak ön plana çıkar. “Yollarda”, Anadolucu söylemiyle beliren ve halk şiirinin özeliklerini yansıtan bir metindir.

Ahmed Arif’in kitaplaşmamış bir diğer şiiri ise 1944 yılında Dikmen dergisinde yayımlanmıştır:

-En çok sevdiğime-

Issızlığında bu esmer bahçelerin,

Bekler bir uzağın sevgilisi.

Ve terk edilmiş bir delikanlının,

Akşamlar sonu melânkolisi.

Yeşil ötesinde malihulyanın,

Cennetlere hicret… Duâ ve ilham,

Kirpiklerimi ıslatan lâhzanın,

Karanlık ruhundan ebede selâm!

Ve yorgun eriyişinde bulutların,

Kimsesiz bâkirelerin yası…

Sıcak yarasıyla bir çocuk kalbinin,

Bakır cehennemlerde sızlaması…

Selâm”, “Yollarda”dan farklı olarak aşk temasına yoğunlaşan bir metindir. Bir söyleşisinde “o zaman[lar] kendimi Baudelaire sanırdım,” diyen Ahmed Arif’in arayışlar devrindeki “sembolist” eğilimlerini yansıtan bir şiirdir “Selâm”. 11’li hece ölçüsüyle kaleme alınmakla birlikte şiirde yer yer ölçü aksaklıkları görülmektedir. Benzer duyarlılık ve adlarda iki şiir yayımlayan Ahmet Hamdi Tanpınar (“Selâm Olsun”) ve Ahmet Muhip Dıranas’ın (“Selâm”) etkisi de şiirde bariz bir şekilde kendini göstermektedir.

Yollarda” ve “Selâm” başlıklı şiirler, Ahmed Arif’in toplumcu-gerçekçi şiir anlayışına ulaşmadan evvel kaleme aldığı gençlik dönemi ürünleridir. Her iki şiirde de hece ve kafiye kaygısı belirgindir. Bu şiirler, kendi sesini bulmaya çalışan genç Ahmed Arif’in “şiir temrinleri” olarak da okunabilir. Ahmed Arif, ilerleyen yıllarda yayımladığı “Sevdan Beni”, “Akşam Erken İner Mahpusâneye”, “Ay Karanlık”, “Otuzüç Kurşun”, “Uy Havar”, “Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi” gibi şiirlerde kendi sesini bulmuş ve 40 Kuşağı’nın öne çıkan bir şairi olarak edebiyat tarihimizde adından söz ettirmiştir.

Yazan: Necati Tonga
Kaynak: Nihayet

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz