ADANMIŞ BİR ÖMÜR: CAHİT ZARİFOĞLU

Bu satırlarda yer alacak isim her anıyla ismini hak eden Cahit Zarifoğlu. Cahit; çalışan, çaba gösteren ve inatçı, soy-ismi ise ayrı bir alem! Nerede, hangi zamanda ve kime karşı zarif olacağına çok iyi karar veren bir şahsiyet. Lise çağlarında arkadaşları arasındaki lakabı ”Aristo”. Filozof yönü daha o zamanlardan itibaren kendini gösteriyor. Kendi tanımlaması ile ”ACZ” yani seçkin bir kimse olmayıp bağışlanma dileyen. Başka bir üstadımız onu grubun en ‘artisti’ olarak tanıtıyor. Elbette ki artist kelimesi burada ayrı bir anlam kazanıyor. Zarif ve çalışkan, aynı zaman da artist. Hepsi bir araya gelince kelimelere ve zamana yön veren büyük sanatkâr. Cahit Zarifoğlu, Türk edebiyat dünyasının birçok alanına temas etmeyi başarmış, dönemindeki gençlere yeni bir ufuk kazandırmış ve bize -çağın yaşayanlarına- sadece hatıraları değil; varlığımızı, kalbimizi aynı zamanda da ruhumuzu hatırlatan eşsiz eserler bırakmıştır.

Ankara’da başlayıp İstanbul’da nihayete eren dolu dolu 47 yıl. İşte bu, sayı yönünden az görünen, fikriyatta ise kaç kırk yedi yıl ettiğini hesaplayamadığımız yıllar, Anadolu’da ve Avrupa’da yoğrulmuş. Anadolu’nun birçok kentinde yaşamış olması, Avrupa’yı çok az bir para ile sadece otostop yardımıyla gezmesi ona ve şairliğine belki de o dönemlerde tahmin bile edemeyeceği eşsiz bir kaynak sunmuştur. Nihayetin de iki ayrı medeniyeti tüm detayları ile tanımış ve eserlerini ortaya koyarken safını buna göre belirlemiştir. Behçet Necatigil‘in konuya dair yerinde tespiti şöyledir, ”Cahit Zarifoğlu’nun şiiri Batı diktasına karşı Doğu protestosudur.

Duyguları ve maddi yaşantı ile mücadelesi onu tavize ve yılgınlığa itmemiş bilakis tüm bu durumlardan kalemini güçlendirerek çıkmıştır. 1966 yılında bir toplantıda çoğunluğu zıt görüşlerden oluşan topluluğun karşısında şiire dair konuşmasını gerçekleştirip kürsüden indiğinde tüm gözler onun üzerindedir. Yukarıda belirtmiş olduğumuz o artist duruş orada İsmet Özel’e tesadüf eder. Cahit Zarifoğlu’nun yanına gelen Özel, ”Toplantının yıldızıydınız. Bizim safımızda yer almanızı çok isterdim.” der ve Zarifoğlu buna karşılık şu cevabı verir, ”Allah korusun!

Fikri ve manevi yönden kendini geliştirmeyi başaran şair, fiziksel olarak da tam bir sportmen. Güreş tutmak onda bir tutku haline gelmiştir. Nitekim Alâeddin Özdenören onun için ”Cahit şiir gibi güreş tutardı” der. Tüm bu özelliklerinin yanına yetmezmiş gibi birde bulutlarla buluşma arzusunu ekler. Şiiri gibi bedeni de bir kuş olup uçmak ister keşfedilmeyi bekleyen diyarlara. Daha lise ikinci sınıfa giderken istikamet Eskişehir’dir. Türk Kuşu Derneği‘nin en yetenekli gençleri seçip aldığı ücretsiz kursa katılmayı kafasına koyar ve başarır.

Bir planör uçurmakla kalmayıp bu yeteneğini geliştiren Aristo, aldığı eğitimler sonunda bir uçak kullanabilir seviyeye gelmiştir. Ancak yeteneğinin önüne burada bir engel çıkar ve geçtiği son sağlık kontrolünden sonra uçuş iznini alamaz. Zarif şairin kanatları kırılmıştır ancak fikir dünyasında en ufak bir irtifa kaybı yoktur. Aslında onun şiiri tam da bu noktada başlar, bedeninin gidemeyeceği yerlere ruhu vardığı anda. Gençlik dönemlerinde edindiği bu eşsiz deneyimler onu olgunluk döneminde yalnız bırakmaz. Gördüğü, duyduğu, yaşadığı her şeyi şiire dönüştürerek anlam kazandırır. Sadece gençliği değil çocukluğu da buna dahil.

Çevresindeki insanlar tarafından içine kapanık biri olarak tanımlanan şair aslında cismiyle değil de eserleriyle konuşur ve öyle algılanmak ister. Şiirdeki derdi anlaşılmak değil, hissedilmektir. Kapalı anlatımından şikayetçi olanlara aldırış etmeden içinde yaşadığı kavgayı, gönlünde kopan fırtınayı ve hissettiği bütün değerleri bizlere aktarır. Nitekim şiirlerindeki kapalı anlatım bizim onu daha iyi anlamamıza olanak sağlar. Çünkü o anlaşılmak istendikçe okunacak, okundukça anlaşılacaktır.

Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse, yazmış olduğu ‘Yedi Güzel Adam‘ şiiri lirik ve epik bir anlatıma sahip uzun destansı bir şiirdir. Burada kimi yazarlar Cahit Zarifoğlu’nun ömrünün çok önemli zamanlarının geçtiği dostlarını anlattığı, bazıları ise bu şiirde şairin farklı tiplerde kendisi olarak okur karşına çıktığını söyler. Aslında tam da bu anda şairi anlayamaya başlarız. Şiirlerinde okura uçsuz bucaksız bir hayal dünyası sunan ve her okumada farklı izlenimler uyandıran bir yapı kurmuştur.

Tüm bunları yaparken zihninde gerçekleşmesini arzuladığı şey; kendi değerleri çatısı altında yaşayan, öz kültürünü tanıyan, anlayan ve bu çerçevede üreten yeni bir neslin yetişmesidir. Çıktığı tüm yolculuklarda bunun gayretinde olmaya çalışmış kıymetli bir büyüğümüz olan Zarifoğlu’nu tozlu sayfalarda değil, kalplerimizin en derininde yaşatacağız.

Yazan: Buğra Akdemir
Kaynak: KEŞMEKEŞ

YORUM YAZ