10. SAYI İLE ‘SABAHATTİN ALİ’ ÜZERİNE…

0

Sabahattin Ali deyince her şeyden önce aydınlığa, ışığa, insanın ve toplumun mutluluğuna adanmış bir yaşam ve güçlü bir karakter geliyor aklımıza. ”Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma / Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül aldırma” dizelerinde hiç şüphesiz bunu görebiliyoruz. Sabahattin Ali bütün ömrünü ideallerine, toplumcu düşüncelere ve özellikle edebiyata, kültüre adaması dolayısıyla çektiği çileler anlamında şüphesiz zihnimize, kalbimize imza atmış önemli bir şair ve yazardır. Evet, Sabahattin Ali ‘Aşk Adamı’ ve ‘Mücadele İnsanı’ idi. Bizler de 10. sayımızda onun bu iki karakterini ele alarak, ‘Yol’ ve ‘Yeniden Başlamak’ adlı iki konuyu sizler için anlatmaya çalıştık…

SABAHATTİN ALİ’NİN KISACA HAYATI

25 Şubat 1907’de Bulgaristan sınırları içerisindeki Gümülcine’de doğan Sabahattin Ali; ilköğrenimini Üsküdar, Çanakkale ve Edremit’te tamamlamış; Balıkesir’de sürdürdüğü öğrenim hayatını İstanbul Muallim Mektebinde bitirmiştir. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış; çevirmen, öğretmen ve dramaturg olarak çalışacağı Devlet Konservatuvarına atanmıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazan Sabahattin Ali, 1946’da Aziz Nesin ile birlikte ‘Marko Paşa’ dergisini çıkarmıştır. Marko Paşa’daki yazıları yüzünden çeşitli suçlamalara uğrayan sanatçı, bunlardan birinde yedi ay hüküm giymiştir. Yazdığı bir yazıdan dolayı yıkıcı propagandalar yaptığı gerekçesiyle hakkında tekrar kovuşturma açılınca nakliyeciliğe başlayan Sabahattin Ali, 1 Nisan 1948 tarihinde yurt dışına gidişinde öldürülmüştür…

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Edebi hayatına şiirle başlamış, daha sonra roman ve hikâyeler yazmıştır. Yazdığı şiirler hece ölçüsüyle halk şiiri etkisindedir. Yazdığı roman ve hikâyelerinin konularını Anadolu halkının ve Anadolu köylüsünün yaşamından, toplumsal eşitsizliklerden almış, eserlerinde aydınların köylüleri küçümsemelerini eleştirmiştir. Tasvirci yönü kuvvetli olan Sabahattin Ali, ilk hikâyelerinde dış gözlemlerin etkisinde kalmış, sonraki yazdıklarında ise toplumsal gerçekçiliğe yönelmiştir. Hikâye ve romanlarında canlı, güzel bir dil ve etkileyici bir üslup kullanan yazar, karamsar bir yapıda değil iyimser bir anlayışla eserlerini kaleme almıştır. Köylü ve Anadolu insanı onun kaleminde sefil, düşkün, karamsar değil; dost canlısı, folklor zengini, iyiyi arayan olarak karşımıza çıkar. Eserlerinde realist ve natüralist akımların etkisi görülmektedir. Son yıllarında mizahı da denemiş, sembolik hicivli masallar yazmış ancak hikâye ve romanları kadar başarılı olamamıştır. Toplumsal gerçekçiliğin ilk başarılı örneklerinden sayılan ”Kuyucaklı Yusuf”, Sabahattin Ali’nin en tanınmış eseridir.

EDEBİYATIMIZA KATKILARI

Hikâyeciliğe gerçekçi ve toplumcu bir anlayış getirmiştir, köy ve kasaba öykücüsü olarak nitelendirilir. Maupassant (olay) hikâye anlayışını sürdürmüştür. Çevre betimlemelerinde ve psikolojik çözümlemelerde oldukça başarılıdır. Anadolu gerçeğine daha önceki yazarlar gibi, bir bürokrat aydın gözüyle bakmamıştır. Edebiyatımızda köye ve köylüye en büyük ilgiyi ilkin o göstermiştir. Ezilen insanların acılarını ve sömürülüşünü işlemiştir. İlk romanı ile (Kuyucaklı Yusuf), toplumcu gerçekçi Türk edebiyatının ilk başarılı örneğini göstermiştir. Yusuf’un şahsi hayatında Anadolu’daki toplumsal gerçeklik üzerine tutulmuş bir ayna gibidir. Otobiyografik karakterli romanı ”İçimizdeki Şeytan”da doğruyu bildiği halde savunmaktan korkan bir aydının, Ömer’in yalnızlığını, kararsızlığını, kendini bulma sürecindeki bunalımlarını iç çatışmalarını ele alır. Anı biçiminde yazılan ”Kürk Mantolu Madonna”da uygarlık çatışması içinde bulunan aydının çelişkilerini iç konuşma, bilinç akışı gibi tekniklerle ele alır.

Hazırlayan: Mekan Dergi
Kapak Çizimi: Nur Betül Yavuz

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz